Makaleler

Published on Temmuz 28th, 2021

0

ABD’ye karşı Küba’yı savunmak | Deniz Boran


Küba’da karşı-devrimi önlemek, devrimci kazanımları savunmanın en kesin yolu dünyanın her yerinde ABD emperyalizmin müdahalesini ve ambargosunu teşhir etmek, halkların antiemperyalist cepheleşmesini geliştirmektir.

Küba, 60 yıldır emperyalist sistemin taşıyıcısı ve öncüsü ABD’nin yanı başında direnerek yaşıyor. 11 Temmuz’dan bu yana devam eden yağma ve protestolar başta ABD gelmek üzere sermaye düzeninin iştahını kabarttı. Bütün veriler, “olay”ların kendiliğinden gelişen bir halk hareketi olmaktan ziyade “doğru zamanı” kollayan ABD’nin planları doğrultusunda gerçekleştirdiğini ve geliştiğini gösteriyor.

DEVRİMCİ KÜBA SAVUNULMALIDIR
1990’da revizyonist kampın çökmesine rağmen devrimci Küba ayakta kaldı. Küba dünya devrimci hareketinin ve bilinçli işçilerin/ezilenlerin umudu oldu, “her şey bitti” demoralizasyonuna varlığıyla hücum etti, Latin Amerika bölge devriminin üslüğünü üstlendi.

ABD’nin kuşatması altında emperyalist küreselleşmeye entegre olmayan devrimci Küba, bağımsızlığını korudu, kendi pazarını küresel tekellerin yağmasına açmadı, uluslararası mali kuruluşlara boyun eğmedi.

Küçük meta ekonomisi (tarım) ve turizm ağırlıklı ekonomisiyle Küba -kimi tavizler ile- halkçı nitelikte demokratik ve antiemperyalist bir ülke olarak varlığını sürdürdü, kimi önemli zaaf ve yetmezliklere rağmen enternasyonalizmde ısrar etti.

Koşulların da getirdiği zorluklarla birlikte sosyalizm yolunda ciddi adımlar at(a)masa da sağlığı, eğitimi ve temel ihtiyaçları kamu hizmeti olarak halkın yararına, kapitalizmin aksine bilimi halkın hizmetine sundu, özgür ve demokratik bir temelde geliştirdi. Yasal düzlemde ve yaşamda toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ekolojik taribata karşı mücadeleci oldu.

Çin’in aksine Küba, Komünist Parti’yi ve Halk Cumhuriyeti’ni işçilerin vahşice sömürüldüğü ve ezildiği, burjuvazinin zenginleştiği aldatmacı bir sömürücü biçimine dönüştürmedi.

Kısacası, kimi önemli sorun ve zaafına, partide kapitalist restorasyon eğilimlerinin güçlenmesine rağmen devrimci Küba, emperyalist küreselleşme dünyasında halkçı, antiemperyalist ve demokratik bir mevzi niteliğini korudu, bu doğrultuda hareket etti.

BİDEN: BU DAHA BAŞLANGIÇ
Küba, tarihinin en ağır ekonomik krizini yaşıyor. Ülkede gıda ve ilaç “kıtlığı” yaşanıyor, elektrikler sık sık kesiliyor. Yoksulluk ve işsizliğe bağlı yoksunluk devrimci Küba’nın gerçek toplumsal sorunları olarak insanların yaşamını belirliyor.

Bu durum, Küba Komünist Partisi tarafından biliniyor, sorunlaştırılıyor.

Nisan’da gerçekleşen Küba Komünist Partisi 8. Kongresi, ekonomi alanındaki derin sorunları ele almış, “kimi stratejik değişiklikleri” gündeme getirmişti. 8. Kongre adeta bir “taviz”ler zinciri ortaya atmıştı. Örneğin küçük işletmeciliği teşvik eden, yerel pazarın canlanmasına hizmet edecek bir dizi önleme onay vermişti. Ekonomik sorunun ve krizin ana kaynağının “ABD ambargosu” olduğu gerçeğinden yola çıkarak “ABD’yle ilişkilerin düzenlenmesi” görevini MK’ya ve yeni Genel Sekreterin önüne öncelikli görev olarak koymuştu.

8. Kongre aynı zamanda KP içinde de bir “kuşak değişimi”nin başlangıcını ilan etmişti. Bu “değişim”in iç sorunları, yani “kırılganlıkları” da ABD tarafından fırsat bilindi.

Zaman zaman doğrudan müdahaleler gerçekleşse de Küba halkınının Komünist Parti’ye desteği ABD müdahalesinin belirleyici dezavantajıydı. Dolayısıyla ambargoyla “yoksullaştırma”, ülkenin nefesini kesme ve iç hoşnutsuzluğun artmasını bekleme, bu yolla artacak iç çelişkileri fırsat bilip işbirlikçi “yerli”lerle rejimi devirme ABD’nin öncelikli taktiğiydi.

Protestolarda üç ana dinamik belirginleşti. Birincisi, KP’yi devirme amaçlı harekete geçen karşıdevrimci odaklar. İkincisi, bir dönemdir “sansür”le mücadele adı altında rejimle karşı karşıya gelen liberal “aydınlar”. Üçüncüsü, daha iyi yaşam ve ekonomik koşullar için eyleme geçen ezilenler.

11 Temmuz’da başlayan eylemlerde daha iyi yaşam koşulları için mücadele eden işçi ve emekçilerin talepleri öndeyken, ikinci günde karşıdevrimci odakların ve liberel aydınların ABD’ci “özgürlük” sloganı öne çıktı.

Artan toplumsal çelişkilerin yoğun yaşandığı yoksul semtlerde lümpen proleteryanın da “yağmalama”larıyla buluşan protestolar, tekelci medyanın ve “yerli işbirlikçilerin” yönlendirmesiyle Komünist Parti ve Halk Cumhuriyeti’ne karşı karşı-devrimci ve ABD’ci bir provokasyona dönüştü.

Olağanüstü bir hızla harekete geçen tekelci medya dezenformasyonlarıyla eylemcileri “diktatörlüğe karşı” bir özgürlük hareketi olarak kurguladı. Provokasyonlara müdahale artık “demokrasi isteyenlere karşı devlet terörürü” olarak işlenilecek, etkin dış müdahale ve katı ambargo meşrulaşacaktı.

Ezilenler elektrik kesintileri, sağlık ve gıda krizinden doğru kendi zeminlerinden kendiliğinden 11 Temmuz eylemlerine dahil olmuş olsalar bile, hareketin karşı-devrimci şiddeti de içeren siyasi niteliği hızlıca açığa çıkmıştı bile.

Bir tarafta Biden ve mali sermaye temsilcileri Küba’daki muhalefeti destekleyen açıklamalar yaparken, Miami/Florida merkezli Kübalı “işbirlikçi” karşıdevrimciler “rejimi devirmek” üzere örgütlendiler.

Miami’de bulunan “sürgün Kübalılar” (ABD’ci karşıdevrimci işbirlikçiler) Biden’a askeri müdahale çağrısı yaparlarken kendileri de karşıdevrimi yönetmek üzere hareket geçtiler. Küba’nın Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez yaptığı basın açıklamasında Küba istihbaratına “sürgün Kübalıların cuma günü Florida’dan Küba’ya doğru bir filo harekete geçirecekleri”ne dair bilgilerin ulaştığını açıkladı.

Tekelci medyanın dezenformasyon kampanyasını arkalayarak Biden, yeni yaptırımlar açıkladı. Başta Dışişleri Bakanı Álvaro López Miera gelmek üzere bir dizi Kübalı politikacı ve diplomata “barışçıl, demokrasi yanlısı eylemlere uygulanan baskılardaki rolleri”nden ötürü yaptırım kararı alındı. Biden yaptığı açıklamada “Bu daha başlangıç” tehditini savurdu: “ABD Küba halkını ezen bütün insanları cezalandıracak!”

Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin Politik Yayın Organı Granma’da Rolando Pérez Betancourt karşıdevrimin gidişatı ile ilgili şunları söyledi: “Hiçbir devrim karşı devrimsiz var olmamıştır… Her devrim, karşı devrimle mücadele etmeyi bilmelidir ve tarih göstermiştir ki, karşı devrim kansız olmaz… Söz konusu karşı-devrim devam edecek ve koşulları oluşursa kan pahasına saldırmayı göze alacak mı? Kuşkusuz! Dolayısıyla içinde bulunduğumuz süreçte karşı devrimin analizini ve ayrıcılığını netleştirmemiz yanında getirecekleri bakımından da hayatidir.”

Başkan Díaz-Canel Bermúdez ve KP’nin çağrısıyla günlerdir binlerce Küba’lı stratejik noktaları işgal ediyor, devrimi sahipleniyorlar. Sahiplenme, Küba halkının çoğunluğunun halen KP’nin arkasında olduğunu gösteriyor.

DEVRİMCİ KÜBA’YLA DAYANIŞMAK: AMBARGOYA KARŞI MÜCADELE
Biden ABD’si Trump’ın ağırlaştırılmış ambargosunu sahiplendiği gibi, daha da geliştiriyor.

Dahası, iç çelişkilerden veya “kırılganlıklardan”, KP 8. Kongresi’nin “taviz”ciliğinden, ekonomik krizin getirdiği sosyal sorunlardan yararlanarak karşı-devrimci bir harekata girişti.

Küba’da yoksulluğun ve yoksunluğun belirleyici nedeni ABD’nin ambargosudur.

ABD’nin ticari ve ekonomik ambargosu, sağlıktan temel insani ihtiyaçlara Küba halkının bütün yaşamına doğrudan müdahaledir.

Tekelci medyanın dezenformasyonuna, ABD’ye, Küba içerisinde ve sürgündeki yerli işbirlikçilerin karşı-devrimci saldırılarına karşı devrimci Küba ve kazanımları savunulmalıdır.

Küba’da yoksulluğa, yoksunluğa, gıda ve sağlık krizine, sosyal sorunlara karşı mücadelenin esas muhatabı ABD’nin katı ambargosudur.

Haziran’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda “ambargonun kaldırılması” için ABD ve İsrail dışındaki bütün ülkeler oy verdi. Ambargo, BM bakımından da “taşınmaz” hale gelmişken ABD’nin ısrarı sorunun “devlet arası diplomasi” ile çözülemeyeceğinin yeni ve güncel bir verisidir.

ABD, ambargonun kaldırılmasının karşılığında Küba’da devrimin tasfiyesini, Küba halk onurunu istiyor.

BMGK’da ambargoya karşı oy vermiş olsalar da Batı emperyalizmi tekelci basının dezenformasyonuna bağlı “muhalifleri destekleyen” açıklamalar yaptılar.

Küba’da karşı-devrimi önlemek, devrimci kazanımları savunmanın en kesin yolu dünyanın her yerinde ABD emperyalizmin müdahalesini ve ambargosunu teşhir etmek, halkların antiemperyalist cepheleşmesini geliştirmektir.

Dünya halkları ve enternasyonalistlerinin siyasi dikkati Küba’ya değil, ABD’ye yönelmeli: Ambargoyu kaldır!

¡Basta ya! Yeter!


Deniz Boran – ETHA – 25.07.2021

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑