Türkiye

Published on Ekim 20th, 2021

0

AB’nin Türkiye raporu: Demokrasi ve insan hakları alanlarında gerileme devam ediyor

Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı yazılı açıklamada, AB raporuna tepki gösterdi.

Avrupa Birliği‘nin (AB) yürütme organı görevini yürüten AB Komisyonu, her yıl yayınladığı “Türkiye Raporu ile İletişim ve Strateji Belgeleri” isimli raporunu yayımladı.

Raporda, Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler olduğu, demokrasi ve insan hakları alanlarında gerilemenin devam ettiği kaydedildi.

Türkiye için hazırlanan 128 sayfalık raporda Haziran 2020-Haziran 2021 döneminde siyasi, sosyal, ekonomik gelişmeler ile 35 müzakere başlığında gösterilen performans ayrıntılı şekilde ele alındı.

‘Birçok alanda geriye gidiş yaşandı’

AB Komisyonu, genişleme sürecindeki ülkelerin başta Kopenhag Kriterleri ve AB müktesebatına uyum düzeylerini gösteren ülke raporunu açıkladı.

Rapor, Türkiye’de muhalefet partilerinin hedef alınmaya devam ettiğini kaydederken, Türkiye’nin AB müktesebatına da uyum konusunda bir ilerleme göstermekten uzak olduğunu ifade etti.

Öte yandan, AB Genel İşler Konseyi‘nin 2019 Haziran ayında aldığı kararla Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin durma noktasına geldiği ve hiçbir müzakere başlığının açılmayacağı da hatırlatıldı.

“Raporun yazıldığı dönemde, AB’ye katılım hedefine ilişkin kararlılığına karşın Türk hükümeti, bu kötüye gidişi geriye çevirmedi. AB’nin demokrasi, hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı, demokrasi ve temel haklarda devam eden kötüleşmeye ilişkin ciddi kaygılarına yanıt verilmedi. Birçok alanda geriye gidiş yaşandı” denildi.

‘Başkanlık sisteminin yapısal eksiklikleri sürüyor’

Raporda öne çıkan bulgu ve değerlendirmeler başlıca şöyle:

Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler var. Raporlama sürecinde, demokraside gerileme devam etti. Başkanlık sistemine ilişkin yapısal eksiklikler sürdü. Avrupa Konseyi ve organlarınca yapılan tavsiyeler yerine getirilmedi. Parlamento, hükümeti denetlemek için gerekli araçlardan yoksun kalmaya devam etti.

Anayasal mimari; yürütme, yasama ve yargı arasında sağlam ve etkili bir güçler ayrılığı sağlamadan, yetkileri Cumhurbaşkanlığı düzeyinde merkezileştirmeye devam etti. Etkin bir denge ve denetleme mekanizmasının olmaması yürütme organının demokratik hesap verebilirliğini seçimlerle sınırlı bıraktı. Rapor dönemi boyunca, Cumhurbaşkanı Merkez Bankası Başkanı’nı 2 kere değiştirdi.

Muhalefet partilerinin belediye başkalarına dönük baskıların sürmesi yerel demokrasiye daha da zayıflattı. Muhalafet belediye başkanları idari ve yargısal soruşturmalarla karşı karşıya kaldı. Kısıtlayıcı önlemler, sivil toplumun özgürlüklerini kullanmasında geriye gidişe neden oldu.”

‘Kamu yönetimi siyasileşti’

Cumhurbaşkanlığı sisteminin Meclisin yasal fonksiyonlarını zayıflattığı da kaydedildi:

Cumhurbaşkanlığı sistemi, Cumhurbaşkanlığı karar ve kararnamelerinin çok aşırı kullanımı nedeniyle Meclisin yasal fonksiyonlarını zayıflattı. Rapor döneminde, Meclis 821 yasa teklifinden 61 tanesini onayladı. Aynı dönemde sosyo-ekonomik politikalar gibi Cumhurbaşkanı kararnamesi alanlarına girmeyen konular da dahil olmak üzere 77 kararname yayımlandı. İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılma sürecinde de Meclis’in dahli olmadı.

Cumhurbaşkanlığı sistemi, tek bir makamda aşırı yetki toplanmasına karşı koruma sağlamak ve yargının bağımsızlığını sağlamak için gerekli olan denge ve denetleme mekanizmalarını eksikliği ile tanımlanmaya devam etti. Cumhurbaşkanlığı sistemi, hükümet organlarının ve devlet idaresinin işletilmesini olumsuz etkiledi ve kamu yönetiminin siyasileşmesine yol açtı.”

Yargı ve yolsuzluk

Raporda yargıyla ilgili, “Yargı sisteminde 2016’dan beri gözlenen ciddi gerileme devam ediyor. Yargı bağımsızlığının sistemik eksikliği ve hakim ile savcılara dönük baskılardan kaynaklanan endişeler devam ediyor. Yeni insan hakları eylem planı bazı olumlu adımları öngörse de yargının bağımsızlığından kaynaklanan temel eksiklikleri ortadan kaldıracak adımları içermiyor” değerlendirmesi yapıldı.

Yolsuzlukla mücadeleyle ilgili de, “Raporlama döneminde bu konuda ilerleme sağlanmadı. Türkiye, uluslararası yükümlülükleri çerçevesinde oluşturmak durumunda olduğu kurumlar konusunda adım atmadı. Yasal boşluklar ve kurumsal mimari, yolsuzluk dosyalarının soruşturulması ve kovuşturulması süreçlerinin siyasi etki altında kalmasına yol açtı” denildi.

İnsan hakları kötüleşiyor

İnsan haklarının kötüleşmeye devam ettiğine dair de şu değerlendirmeler yapıldı:

Temel insan haklarındaki kötüleşme devam etti. Olağanüstü hal zamanında getirilen önlemlerin büyük çoğunluğu hala uygulamada. Gazeteciler, yazarlar, avukatlar, akademisyenler, insan hakları aktivistleri ve eleştirel seslere dönük geniş kısıtlamalar özgürlüklerini kullanmalarında olumsuz etki yaptı ve onları otosansüre yönlendirdi.

Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala davalarında olduğu gibi Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamayı reddetmesi yargının uluslararası ve Avrupa standartlarına olan bağlılığına ilişkin endişeleri artırdı.

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılması da bu kaygıları pekiştirdi. İfade ve toplanma özgürlüğü de bu dönemde geriledi. Cinsel şiddet, ayrımcılık, azınlıklara ve özellikle LGBTIQ kişilere karşı nefret söylemi hala ciddi bir endişe konusu.”

Protestolar ve gazetecilerin durumu

Boğaziçi Üniversitesi protestoları ve Onur Yürüyüşü‘nde kötü muameleye dikkat çekildi ve bu konuyla ilgili, “İşkence ve kötü muameleye ilişkin inandırıcı ve ciddi iddialar bildirilmeye devam edildi. Raporlara göre, işkence ve kötü muamele gözaltı merkezlerinde, cezaevlerinde ve gayri resmi gözaltı yerlerinin yanı sıra sokaklarda, çoğunlukla gösteriler ve toplantılar sırasında meydana geldi. Özellikle Boğaziçi Üniversitesi protestoları ve Onur Yürüyüşü’nde kötü muamele ve aşırı güç kullanımı yaşandı” yorumunda bulunuldu.

Raporda, gazetecilerin de durumuna dikkat çekilerek, “Genel olarak, tahminen 60’a yakın gazeteci cezaevinde. 2020’de en az 48 gazeteci gözaltına alındı ve 23 gazeteci toplam 103 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2021 Ocak ayı itibariyle, son 2,5 yılda en az 353 gazeteci kovuşturuldu. 2020’de en az 53 gazeteciye dava açıldı. Yaptıkları işten dolayı gazetecilere tehdit ve fiziki saldırı devam etti. Sivil toplum kuruluşlarına göre, 2021’in ilk haftalarında 5 muhalif gazeteci fiziki saldırıya uğradı” denildi.

Sınır ötesi operasyonlar

Sınır ötesi operasyonlar ve HDP’ye yönelik tutumla ilgili, “Güneydoğu’da durum son derece kaygı verici olmaya devam etti. Hükümet, ülke içinde ve Irak ve Suriye’de sınır ötesi askeri operasyonlar gerçekleştirdi. AB’nin terör listesindeki PKK’nın terörist eylemleri nedeniyle sınır bölgelerinde güvenlik durumu riskli olmaya devam etti. Soruna barışçıl ve sürdürülebilir bir çözüm bulunması için inandırıcı bir siyasi sürecin başlatılması ilişkin bir gelişme olmadı. Aralarında milletvekillerinde olduğu 4 bine yakın HDP üyesi ve yetkilisi cezaevinde kalmaya devam etti ve ayrıca Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatılmasını isteyen iddianameyi kabul etti” denildi.

Türkiye’nin dış politikası

Türkiye’nin dış politikasıyla ilgili de şu değerlendirmelere yer verildi:

Türkiye’nin iddialı dış politikası, Kafkasya, Suriye ve Irak gibi bölgelerde AB’nin politik öncelikleriyle karşı karşıya gelmeye devam etti. Türkiye’nin AB’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikasına (CFSP) uyum oranı yüzde 14’te kaldı. Türkiye’nin askeri destek vermesi, sahada asker bulundurması ve AB’nin İrini operasyonuna karşı çıkması Libya’da karşıt yaklaşımların çıkmasına neden oldu.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yetkilendirilmemiş hidrokarbon faaliyetleri nedeniyle tırmanan gerginlik 2021 başında dindi. Ancak Türkiye, Ekim başında Kıbrıs münhasır ekonomik bölgesinde çalışma yapan Nautical Geo gemisini engelledi ve daha sonra da sismik araştırmalar için Kıbrıs Cumhuriyeti MEB’inin bazı bölümlerini kapsayacak şekilde bir NAVTEX yayımladı.”

Sığınmacı konusunda ilerleme

Göç ve sığınmacı konularına da değinilen raporda, “Göç ve sığınmacı konusunda bazı ilerlemeler gözlendi. 2016 Türkiye-AB anlaşması, sonuç vermeye devam etti. Dünyadaki en büyük mülteci topluluğunu barındıran Türkiye bu insanların gereksinimlerinin karşılanması için çok önemli çaba göstermeye devam etti” değerlendirilmesi yapıldı.

Raporla ilgili AB Komisyonu’ndan yapılan yazılı açıklamada, AB’nin Türkiye ile aşamalı, orantılı ve geri döndürülebilir bir şekilde çalışmaya devam etmek niyetinde olduğu kaydedildi. Ancak, hükümetin Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuku çiğneyerek tek taraflı provokatif eylemlerde bulunması durumunda bütün seçeneklerin kullanılacağı uyarısı da hatırlatıldı.

Dışişleri Bakanlığı’ndan rapora cevap

Dışişleri Bakanlığı da raporla ilgili yayımladığı değerlendirmede, Türkiye’ye karşı sorumlulukların göz ardı edildiği ve ilişkilerde çifte standartlı yaklaşımın sergilendiği iddia edildi:

Avrupa Komisyonu 2021 yılı Genişleme Strateji Belgesi ile Türkiye dâhil tüm aday ve potansiyel aday ülkeler için hazırlanan Ülke Raporlarını bugün açıklamıştır. AB ile olumlu bir siyasi gündem oluşturmaya çalıştığımız ve üst düzey diyaloğumuzu canlandırdığımız bir dönemde, ne yazık ki aday ülke Türkiye’ye karşı sorumlulukların göz ardı edildiği ve ülkemizle ilişkilerde yine çifte standartlı yaklaşımın sergilendiği bir Türkiye Raporu yayımlanmıştır.

Özellikle siyasi kriterler ile Yargı ve Temel Haklar faslındaki mesnetsiz iddiaları ve haksız eleştirileri kabul etmiyoruz. 23. Yargı ve Temel Haklar ile 24. Adalet, Özgürlük ve Güvenlik fasılları önündeki siyasi engelleri kaldırmayan AB’nin, üye devletler bakımından bile tartışmalı olan pek çok konuda, ülkemize özgü koşulları değerlendirmeden, yönetim ve siyasal sistemimize, temel haklara, bazı yargı/idari kararlar ile terörle mücadelemize yönelik haksız ve orantısız tespitlerini reddediyoruz. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sınamalar ile PKK/PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin tehditlerini dikkate almayan bu yaklaşım, Avrupa’daki AB ve Türkiye karşıtı radikal kesimleri mutlu etmekten başka bir amaca hizmet etmemektedir.

18 Mart Mutabakatının tüm boyutlarıyla güncellenmesi çağrılarımıza rağmen, Rapor’da Mutabakatın sadece göç boyutuna yer veren ve Türkiye’nin yaptıklarını övmekle birlikte kendi yükümlülüklerinden bahsetmeyen AB’nin, yalnız kendi çıkarlarına hizmet eden alanlarda bizimle günlük al-ver ilişkisi yürütmek istemesi kabul edilemez.

Bir yandan aday ülke Türkiye ile dış politika, bölgesel gelişmeler, güvenlik, savunma ve sektörel konularda mevcut üst düzey diyalog ve işbirliği mekanizmalarını engellerken, diğer yandan bu kritik alanlarda AB politikalarına uyumumuzun azaldığını ve çıkar çatışmaları doğduğunu belirtmek AB’nin tutarsızlıklarına yeni bir örnektir.”

(Yeşil Gazete)

Foto: Gerd Altmann – Pixabay

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑