Yazarlar

Published on Haziran 24th, 2020 | by AD 1

0

Beden mülteci, düşler sınırsız… – Erdal Boyoğlu


Sürgün/mülteci ve göç hangi nedenle olursa olsun; yaşadığı topraklardan ayrılmak  zorunda kalanların  özlem ve hasretidir.

20 Haziran Mülteciler Günü hatıratına…

Sen hiç bilmediğin ülkeye gittin mi? Cebinde ne para, ne pasaport  ne kimlik olmadan. Sen hiç  dağları, tepeleri aştın mı? Nehirleri, dereleri geçtin mi? Sen hiç kuşatmalardan, mayınlardan  sınırlardan korka korka geçtin mi? Sen hiç dilini bilmediğin insanlar arasında yaşadın mı?dilsizliğin acısını çektin mi? Sen hiç yeni bir şehrin ortasında dımdızlak ortada kaldın mı? Yaşama yeniden yeniden sıfırdan başladın mı? Militanlığın, kahramanlığın itibar görmediği mülteci kamplarında çırılçıplak hissettin mi kendini? Sen hiç gece yarıları uykunda çığlık çığlığa uyandın mı?Sen her gün gönderilme paniğini-korkusunu yaşadın mı? Sen hiç gülmenin, ağlamanın yasak olduğu şehirde yaşadın mı?

Sen hiç sevdiklerinden zorunlu ayrılmanın acısını çektin mi?

Sürgün/mülteci ve göç hangi nedenle olursa olsun; yaşadığı topraklardan ayrılmak  zorunda kalanların  özlem ve hasretidir.

Sürgün ve mülteci  sorunu bitip tükenmeyen toplumsal bir yabancılaşmayı konu alsa da bu duygunun yani sürgünlüğün, mülteciliğin, göçerliğin sayısız anısı ve yaşanmışlığı vardır.

Son 50 yılda Avrupa’nın günlük hayatında; sürgün, göçmen/göçer, mültecilerin yaşadığı hikâyeleri ya duyuyorduk ya da bire bir görüyorduk. Sonunda bir de baktık kendimiz sürgün olduk. İster sürgün, ister göçer, isterse mülteci olsun, yabancılar aslında Avrupa ülkelerinin tutunamayanları…

Kimi çalışan, kimi emekli, kimi ilticacı olsa da hepsi ikinci bir yaşam sürmektedir. Kimileri ise ya hastane köşelerinde ya da kimsesizler mezarlığında… Sonuçta hepsi yaşadığı, kimlik bulduğu, büyüdüğü topraklardan uzak, başka bir hayatın içinde çok farklı bir yaşam sürmektedir. Tüm bu olumsuz koşullara karşın sürgün ve mültecilik durmuyor; dünyanın dört bir yanında her gün yeni boyutlar kazanarak devam ediyor…

Savaşlardan, siyasi baskılardan, ölüm tehdidi nedeniyle zorunlu olarak kaçanlar; acı, gözyaşı ve hasretlikle yoğruluyorlar. Aslında bir nevi “Acıyı Bal Eyliyor”lar, hayatta kalabilmenin ve insan gibi yaşayabilmenin zorluklarına katlanıyorlar.

Çoğumuzun Avrupa ülkelerindeki sürgün/mülteci yaşamları 30 yılı 40 yılı geride bırakmış durumda… Bazılarımız üretkenliği hedef aldık, kimimiz de emir komutaya razı oldu. Üretkenliği hedef alanların yaptıkları yapamadıkları ortada…

Adımız ve işimiz ne olursa olsun, bir ülkede yıllardan beri yaşıyorsak, kişiler kendisi dışındakileri suçlamalarının hiçbir anlamı yok. Sorun sürece dâhildir. “Engel olundu yapamadım” demek yerine,

“Engelleri aşmakta yeterli olamadım” demek daha yerinde olur. Dolayısıyla gelişmelere duyarsız kalınmamalıdır.

Bunca zaman sonunda ne sürgün müzesi, ne sürgün arşivi ne de bir vakıf kuruldu. Ne acıdır ki Brüksel’de sürgün hayatı yaşayan gazeteci Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul, çok değerli “Göçmen Arşivleri”ni Türkiyeli bir kurum olmadığı için, Brüksel Belediyesi’ne vermek zorunda kaldılar.

İstenilen amaç hem fikir dokusu, hem de yaşamın içinde olması bakımından  üretimin  ve başarının itibarını paylaşmaktır.

Sürgünlük/Mültecilik, Göçerlik, muhalif siyasal tercihler; farklı yaşamın acı ve özlemin  zorlukları yanında  hayatta kalabilme gibi insani duyguları da ortaya çıkarmaktadır. 

Mültecilik zorunlu göç kapsamında değerlendirilmeli. 

 İnsanın kendi doğduğu topraklardan kopup, adı her ne kadar ”umuda yolculuk” olsa da, o kadar bedeli ödemesi, hatta ölümü göze alması, hiç bir şeyle değil, ancak ölüm-kalım savaşı vermek zorunda kalmasıyla açıklanabilir. Ve ne kadar acıdır ki; bu ölüm kalım savaşının temelinde savaşlar var. Ölümden yaşama gidişte, ironik olarak, mayınlı yolları, ya da batması çok muhtemel teknelerle yolculuk yapmayı göze almaları savaşın getirdiği çaresizliktir.  

Unuttuklarımız; sadece 1980-83 yılları arasında 29.500 insanTürkiye’den kaçmak zorunda kaldı. 12 Eylül darbecilerinin baskı ve zulmünden dolayı Avrupa ülkelerine iltica başvuruları yaptılar.1990’lı yıllarda Kürd coğrafyasında 17.500 faali belli cinayetler işlendi, dört bin köy boşaltıldı, 300 bin insan Avrupa’ya zorunlu göç etti. 

130 kişi vatandaşlıktan çıkarılıyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız ve Van Milletvekili Tuğba Hezer ile eski Milletvekili Özdal Üçer’in de bulunduğu 130 kişiye, Türkiye’ye dönüş için üç ay süre tanındı.

Resmi Gazete’de yer alan ilan şöyle: “26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 302’nci, 309’uncu, 310’uncu, 311’inci, 312’nci, 313’üncü, 314’üncü ve 315’inci maddelerinde yazılı suçlar nedeniyle haklarında Cumhuriyet Savcılıkları/ Mahkemeler tarafından soruşturma ve kovuşturma yürütülen ve yabancı ülkede bulunmaları nedeniyle kendilerine ulaşılamayan aşağıdaki kimlik bilgileri yer alan kişilerin, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 29’uncu maddesinin 2’nci fıkrası gereğince bu ilanın Resmi Gazete’de yayınlandığı tarihten itibaren 3 ay içinde Türkiye’ye dönerek ilgili mercilere müracaat etmedikleri taktirde anılan Kanun hükümlerine göre Türk vatandaşlıklarının kaybettirileceği ilanen tebliğ olunur.” ANF – 5 Haziran 2017

Ne mülteciliğin

Ne de sürgünlüğün

Paralosı yok

Ne yeniden başlamaktır

Ne silebilmektir

Ne de yabancılaşmadır

Uzak olan hasret çeker…

Sürgün adı zorunlu kaçmak…

Sürgün ile zorbalık ve zulümlük arasında bir bağıntı söz konusudur.

Musa, Firavun’un zulmünden, Hz. Muhammed ise Mekke’lilerin zulmünden kaçan sürgünlerdi.

Şili Devlet yöneticisi O’Higgins 1823 yılında düşürüldü ve Peru’ya sürgüne gitmek zorunda kaldı.

Sürgün deyince isimler çok kabarık, bazılarını aktarmak gerekirse: Abidin Dino, Nazım Hikmet Ran, Orhan Kemal, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya, Behice Boran, Bertolt Brecht,  Ariel Dorfman, Eduardo Galeano, Heinrich Mann, Albert Einstein, V. İliç Lenin, Ho Shi Minh, Leon Troçki, Karl Marx, José Marti ve daha niceleri sürgün yaşamı iliklerine kadar yaşayanlardır…

Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul 49 yıldır hala sürgünde yaşıyor.

1971 Nisan ayında Doğan Özgüden için toplam 195 yıl, eşi İnci Özgüden için ise 140 yıl hapis isteniyordu. Bu koşullarda Özgüdenler, Nazım Hikmet gibi, Pertev Boratav hoca gibi çok sevdikleri ülkelerinden koparak sürgün yollarına düştüler. Ancak mücadeleci bir ruha sahip Özgüdenler, 50 yıla yaklaşan sürgün hayatlarında çok meyve ağaçları diktiler; diktikleri ağaçların meyveleri kitap oldu, makale oldu bütün dünyaya yayıldı… 

Doğan abi ile yaptığım bir roportaj da şöyle demişti.

Bizim için bağlayıcı olan Türkiye’nin, Türk, Kürt, Ermeni, Asuri, Ezidi halklarının gerçekten özgür ve eşit yaşayacağı demokratik bir ülke olmasıdır 

Yaşım 80’i aştığı için bunu şahsen görebilme umudum hızla azalıyor… Ama bizden sonraki kuşakların görebilmesi için mücadeleye devam…” 

Cumhuriyet sonrası zorunlu Sürgünler

Fahrettin Petek, Nazım Hikmet, Şefik Hüsnü Deymer, Dr Hikmet Kıvılcımlı, Zeki Baştımar ,İsmail Bilen, Abidin Dino, Güzin Dino, Zekerya Sertel, Sabiha Sertel, İlhan Koman, Pertev Naili Boratav, Mihri Belli, Fakir Baykurt, Dursun Akçam, Vedat Türkali, Osman Sakalsız, Sıtkı Coşkun, Nurettin Öztürk, Doğan Özgüden-İnci Tuğsavul, Ahmet Kaya, Mehmet Uzun,Sümeyra Çakır, Aram Tigran,Yılmaz Güney, Behice boran, Cem Karaca,Taner Akçam, Gültekin Gazioğlu, Kemal Daysal, Melike Demirağ-Şanar Yurdapan, Şivan Perver, Ali Asker, Ozan Emekçi, Cegerxun, Demir Özlü, Yaşatsak Aslan, Tektaş Ağaoğlu, Nihat Behram, Mahir Sayın, Bülent Uluer , İbrahim Çenet, İlkay Demir, Ramazan Yürükoğlu, Haluk Yurtsever, Aydın Engin, Zübeyir  Aydar, Remzi Kartal, Sibel Yiğitalp,  Leyla Birlik, Hatip Dicle, Osman Baydemir , Faysal Sarıyıldız , Tuğba Hezer, Özdal Üçer, Ertuğrul Kürkçü vd…

Aklında, duygularında, ruhunda yaşadığını sokağa çıkınca yaşayamamak… Senden uzak olanı, dokunamadığını, ama seni sen yapan şeyi dışarıdan yaşamak…

İşte sürgün yaşamın kesiti…..

Zaman kum saati gibi akıyor

Ve hala hasret

Ve hala baskı

Ve  hala zulüm

Ve hala kindarlık

Her şeye rağmen insanın insanca yaşayabileceği, bütün dünya güzelliklerinin insanlığın hizmetine eşit düzeyde sunulduğu, yaşanacak güzel bir dünya ve ülke özlemini hayal etmek insana dair güzel bir düştür.


*23 Haziran 2018 de Amsterdam’da heykeltıraş Suat Öğüt mülteci ve sürgün yaşamı konu alan çalışmasında dokuz kişinin bronz heykelini yaptı.  Dokuz kişi arasından ben, Doğan Özgüden, Doğan Özlü, Fahrettin Faki, Nubar Yalım (Hollanda’da,  Celamalettin Kesim Almanya’da öldürülen iki Mülteci. 


Erdal Boyoğlu (24.06.2020)

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑