Seçtiklerimiz

Published on Haziran 19th, 2020 | by AD 3

0

Emek cephesinin zaman kaybetme ve geri adım lüksü yok! – İhsan Çaralan

Türk-İş ve Hak-İş başta olmak üzere emek cephesi için artık ne vakit kaybetme ne de geri adım atma lüksü vardır. Çünkü her iki hal de sınıfa ağır ihanetin kapısını arkasına kadar açmak olacaktır

Adına “tamamlayıcı emeklilik sistemi” (TES) diyorlar.

Sanki mevcut emeklilik sisteminde, işçilerin emekçilerin şikayet ettiği eksikler “Tamamlanacakmış” havası verilmek isteniyor. Ama son birkaç haftadır süren tartışmalar açıkça gösterdi ki; TES adı altında getirilmek istenen iki model de, aslında, mevcut emeklilik sistemini tasfiye ederken yerine “Patrona kıyak işçiye yeni yük getiren” bir sistem oluşturmayı amaçlamaktadır.

Bunun içindir ki bu iki “model” üstüne yapılan tartışma, “Kırk katır mı, kırk satır mı” tartışmasıdır.

Çünkü her iki modelde de asli amaç, işçiler için kıdem tazminatının tasfiye edilmesi, patronlar ve hükümet için ise yağmalanacak yeni bir fon oluşturulmasıdır!

DİSK neden toplantılara çağrılmıyor?

“Kıdem tazminatı”nı tasfiye etme toplantılarının ikincisi önceki gün yapıldı. Toplantı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Çalışma Bakanı Selçuk başkanlığındaki işçi ve patron sendikalarının başkanlarından oluşan heyetle görüşmesi olarak sunuldu.

Heyette TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, TİSK Başkanı Özgür Burak Akkol, Türk-İş Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan yer almış. Yani daha önce de kıdem tazminatıyla ilgili toplantıya katılan zevat!

Cumhurbaşkanı bu “huzura kabul”de ne istedi, Türk-İş ve Hak-İş başkanları neye “Emriniz olur efendim!” dediler bilinmiyor. Ama böyle bir dönemde, bu bileşimde bir heyetin Cumhurbaşkanı’nın huzuruna çıkarılmasının tek nedeni olabilir, o da; Cumhurbaşkanı’nın işçi sendikaları konfederasyonlarının üstündeki etkisini kullanarak, onların itirazlarının asgariye, mümkünse sıfıra indirilmesi!

Dikkat edilirse, kıdem tazminatıyla ilgili ilk toplantıda olduğu gibi “huzur”daki toplantıda da DİSK yok. DİSK’in toplantılara çağrılmama nedeni, işçi taleplerini iktidarın hoşuna gitmeyecek bir tonda öne çıkarmasıdır. Bu, günün sıcak mücadelesi içinde işçi tarafının daha baştan “1 eksiltilmesi”dir. Bu yüzden de DİSK’in toplantılara katılmasında ısrar etmeyen Türk-İş ve Hak-İş başkanları, böyle önemli bir zamanda işçilerin ve sendikal cephenin bölünmesini daha baştan onaylamış olmaktadırlar.

Sendikal harekete yönelik bir operasyon

Kaldı ki, iktidarın DİSK’i böyle bir toplantıya çağırmama nedeninin, “kıdem tazminatı” etrafındaki muhtemel bir mücadeleyi bölme amacından ibaret olmadığı da, ülkedeki gelişmeleri az çok izleyen herkesin tahmin edebileceği bir gerçektir.

İktidar, bu tutumuyla DİSK’i marjinalleştirme ve itibarsızlaştırma amacı gütmektedir. Ama bu girişimi sadece DİSK’le sınırlı olarak görmemek gerekir. Çünkü iktidar bu şekilde, DİSK üstünden bütün diğer konfederasyon ve sendikalara da, “Benim hoşuma gitmeyen bir tonda konuşur ve mücadele ederseniz sizi de bu itibarsızlaştırma sepetine atarım” demektedir. Bu yüzden DİSK’e yönelik bu tutumu, sendikal harekete yönelik bir operasyon olarak görmek gerekir.

Tıpkı HDP’nin legal siyaset alanının dışına itilerek itibarsızlaştırılmak istenmesi ve bu tutumun son aylarda tüm muhalefet partilerinin itibarsızlaştırılıp etkisizleştirilmesi kampanyasına dönüştürülmüş olması gibi!

DİSK, TTB, TMMOB de “masa”da olmalı

Burada Türk-İş ve Hak-İş’in önemle dikkate alması gereken önemli bir konu daha vardır. O da, “kıdem tazminatı” konusunun sadece üyelerini değil, İş Kanunu kapsamında çalışan herkesi, özel sektörde çalışanları (örneğin mühendisleri, mimarları, özel hastanelerde, tıp merkezlerinde çalışan hekim ve sağlıkçıları, özel eğitim kurumlarında çalışan eğitimcileri, “beyaz yakalı” denilenleri), kamuda “memur statüsü”nde olmayan tüm ücretlileri, kısacası milyonlarca kişiyi doğrudan ilgilendirdiğidir.

Dolayısıyla bu kesimleri temsil etme niteliği taşıyan TTB, TMMOB gibi örgütlerin de “kıdem tazminatı”nın tarafı olarak tartışma masasında olmaları gerekir.

Hak-İş ve Türk-İş eğer, “Kıdem tazminatı kırmızı çizgimizdir”, “Kıdem tazminatına dokunmak genel grev nedenidir” iddialarında samimiyseler, kendi taraflarını güçlendirmek için DİSK’in, TMMOB’nin, TTB’nin de masaya çağırılmasını istemeleri, bunda ısrar etmeleri gerekirdi!

Çünkü bu, sendikalar cephesini hem “masa”da hem de “saha”da güçlendirecek bir gelişme olurdu.

Ancak Türk-İş ve Hak-İş’in “seyir defterleri”ne bakıldığında onların böyle bir yola başvurmasını beklemenin ham hayal olduğu görülür. Bu yüzden burada esas olarak DİSK’in, TMMOB’nin, TTB’nin ”Biz de kıdem tazminatında tarafız” diyerek, “masada” olmak için şimdiden “saha”yı kullanmaya yönelmeleri beklenir.

Nitekim İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu (İİSŞP), bir adım atarak, “birlik ve mücadele” çağrısı yapmıştır.

İİSŞP’nin Bakırköy’de yaptığı basın açıklamasında konuşan Belediye-İş İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı Erol Özdemir; “İşçilerin en temel hakkı olan kıdem hakkının gasbı kabul edilemez… (bugün) yapılması gereken tek şey vardır; birleşmek ve ortak mücadele hattını kurmaktır. Konfederasyonlarımıza çağrımız; vakit geç olmadan ortak bir mücadele hattı oluşturmalarıdır” diyerek, atılması gereken adımı açıkça ortaya koymuştur.

Çünkü sermaye ve iktidarı, kararlığını açıkça ortaya koymuştur. Patronların mırın kırın etmesi, işçi kamuoyunun kafasını karıştırma ama elbette ki ihaleyi daha ucuza kapatma taktiğinin parçasıdır!

Türk-İş ve Hak-İş başta olmak üzere emek cephesi için artık ne vakit kaybetme ne de geri adım atma lüksü vardır. Çünkü her iki hal de sınıfa ağır ihanetin kapısını arkasına kadar açmak olacaktır.


Evrensel – 19.06.2020

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑