Şiir

Published on Haziran 25th, 2020 | by AD 1

0

Giderken – Burhan Öztürk


Şiir: Giderken – Burhan Öztürk
…eyy tanrım dedi biri / neyledik biz sana / neydi suçumuz günahımız / bu kara günleri / bu aç çocukları / bu kan revan toprağı / bu cehennemi / ve hatta daha yaşarken / bu cehennemi gösterdin bize / eyy yüce tanrım / tanrı sağır / tanrı sus / tanrı terketmişti insandan önce …

Giderken

kara donları
ve ak mintanları vardı
sonra yırtık çarıklar ayaklarında
başları üç numara traşlı
bit yeniği kan revan
kalü bela’dan gelip
kalü bela’ya gidiyorlardı sessiz
yollar eşkıya kırımı
çakmak taşı kara çalı
dese ki biri şurda
haydi hep beraber ölelim burda
duymayacaklardı

daha bir kaç gün
daha bir kaç saat önce hatta
harman da savrulurken buğday
katırlar tepinirken söğütün altında
çocuklar çay’a girer çıkarken
öğlen ezanını okurken müezzin karşı köyde
yeni gelin sağdığı sütü dökerken kazaen
at sinekleri fışkının üzerinde keyfediyorlardı

yoksul taşsız mezarlardı orda yatan
tarlanın yanında yorgun tırpan
yaradanları yalnız onları terketmişti sanki
bütün dualar susmuş
ağızları değil bıçak en keskin kılıçlar açamıyordu

elleri çatlak yaşlı kadınlar
kuru ağaç dalları gibi yapışmış çocuklara
arkaya bakma arkaya bakma
diye bir nakaratla yürüyorlardı
bildikleri bu yollar
şimdi nereye çıkar
akşam nerde iner ovaya
dağlar ne zaman ışır yeniden

dumanlar yükseliyor arşa
yanmış hayvan ölüleri
yanmış insan ölüleri kokuyor hava
canhıraş çığlık çığlığa
taşın üstünde taş
gövdenin üstünde baş yoktu artık

eyy tanrım dedi biri
neyledik biz sana
neydi suçumuz günahımız
bu kara günleri
bu aç çocukları
bu kan revan toprağı
bu cehennemi
ve hatta daha yaşarken
bu cehennemi gösterdin bize
eyy yüce tanrım
tanrı sağır
tanrı sus
tanrı terketmişti insandan önce

bu kara günlerde
ahir zaman peygamberi beklemek boşunaydı
boşunaydı merhamet beklemek zalimden
rüzgarın önünde kalmış
bir yaprak gibi titreye titreye
can verdi oracıkta
altı yaşında ki sabi
bir kayanın kovuğuna sakladılar sonra
sonra bir daha dönüp baktı ana
sonra bir daha
aklı arkaya kendi ileri
yakaladı yeniden gidenleri

o an gök çatladı şimşek
gök yarıldı yağmur
yol iz çamur
ayaklar çıplak
genç kızlar kadınlar
parçalanmış elbiselerinin altından
önlerine düşen bir gölge gibi duran
ak memelerini avuçlamışlar utançtan
yürüyorlardı
tarihin kapkaranlık zindanına doğru
tarihin zindanında geçen zaman
zamanın zindanından geçen insan

yorulmadan yürüyorlardı sonra
yıllar sonra
yürüyordu
harbiye istikametinden
taksime doğru
bir cenazenin ardından
yolda karınca kadar çoktular
soysuzun sofrasında hiç bir zaman yoktular

kara donları
ve ak mintanları vardı
sonra yırtık çarıklar ayaklarında
başları üç numara traşlı
bit yeniği kan revan
kalü bela’dan gelip
kalü bela’ya gidiyorlardı
dillerin de bir türkü ile
erzurum çarşı pazar
sarı gelin amman…


Burhan Öztürk – Ocak 2010 – İstanbul.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑