Makaleler

Published on Mayıs 7th, 2021

0

Hitler’in yıkılışı ve faşizm üzerine | Hüseyin Şenol


Devleti tarifleyemezseniz, ona karşı mücadeleyi “sağlıklı” yürütebilmeniz çok zordur. “Faşizm nasıl gelir, nasıl gider?” ve faşizm üzerine bazı görüşlere kısa değinmeler…

Yarın Hitler Faşizminin yıkılışının yıldönümü. Tam 76 yıl önce faşist diktatörlük, olması gerektiği gibi; yani seçimle değil, yerle bir edilerek, yıkılarak, tarihin çöplüğüne atılmıştır.

Bu yıl dönümü vesilesiyle “Faşizm nasıl gelir, nasıl gider?” tartışmalarına da değinmeye çalışacağım. Önümüzdeki dönemde bu konuya daha sık ve detaylı bir şekilde durmaya çalışacağım. Benim açımdan kısa bir giriş değil, kısa yeniden bir değiniş olacak.

Konu üzerine geçen günlerde Avrupa Demokrat’ın anlamlı bir çağrısı oldu. Yapılan duyuruda bu haber ve yorum gazetesinde çıkan Ertuğrul Kürkçü, Veysi Sarısözen, Ziya Ulusoy, Seyfi Selçuk ve benim yazılarım da örnek gösterilerek şöyle bir çağrı yapılmıştı:

Faşizm tartışmaları Avrupa Demokrat’ta

Türkiye’de devlet biçimi faşist diktatörlük mü, yoksa sadece AKP-MHP iktidarı faşizmi mi var?

HDP içinde yer alan bileşenlerin de bu konudaki görüşleri çok farklı…

Yıllardır süren tartışma, “ufukta” seçimlerin görünmesiyle yeniden tartışılmaya başlandı…

Yorumlarınızı bekliyoruz!

Faşist diktatörlük vardır veya yoktur diyenlerin, oraya doğru gidiyor veya sermaye henüz gerek görmüyor diyenlerin, faşist diktatörlük yok faşizan uygulamalar var diyenlerin ve diğer tüm farklı kişi ve kurumların görüşlerini bekliyoruz…”

            Hitler faşizmi üzerine değinirken, yukarıdaki konuya da değinmeye çalışacağım. Çünkü, devleti tarifleyemezseniz, ona karşı mücadeleyi “sağlıklı” yürütebilmeniz çok zordur. Ki bunu özellikle de seçim dönemlerinde yaşıyoruz ve yaşamaya da devam edeceğiz.

            Son günlerde, aynı mecrada da yazan Ertuğrul Kürkçü, Veysi Sarısözen ve Ziya Ulusoy da konuya daha sık değinmeye başladı. Konuya, aynı veya farklı mecralarda değinen başka isim ve kurumlar da var tabii ki.

Hitler Faşizmi

8 Mayıs 1945, Hitler iktidarının yenilgisi ve emperyalist paylaşım savaşlarından biri olan 2. Dünya Savaşı’nın sonu olarak tarihin kaydettiği bir gün. Aynı zamanda bu dönem, bir çok ülkede Hitler Faşizmine ve işbirlikçilerine karşı verilen muazzam direnişin de tarihi bir kesitidir.

Üzerinden 76 yıl geçmesine rağmen, bugünün anlamı dünya halklarının hala benliğinde.

Finans kapitalin kanlı diktatörlüğü olan faşizmin yıkılışı, dünya halklarının en önemli kurtuluş mücadelelerinden biridir ve üzerinden 76 yıl geçmiş olsa da, insanlık tarihinde asla unutulmayacak önemde yerini koruyor.

Nasıl unutulsun ki?.. İnsanlığın tanık olduğu en korkunç faşist diktatörlüklerden biri olan Hitler Faşizmi, kendi ülkesi içerisindeki tüm muhalefeti, Ortaçağ barbarlığını aratmayacak bir biçimde, herkese her şeye karşı olma despotluğuyla susturduktan sonra, asıl amacı olan – yayılmacı mantığıyla– sermayenin uşağı olarak dış saldırıya geçti. 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırarak 2. Dünya Savaşı’nın başlamasına yol açtı.

Hitler’in yönetimindeki ‘3. Alman İmparatorluğu’, sadece Polonya’yı işgal edip yakıp yıkmakla kalmayarak, diğer ülkelere de saldırıp işgal etmeye devam etti… Dizginlenemeyen ‘3. Alman İmparatorluğu’, dünyanın üç kıtasına yayılarak halklara kan kusturdu. Avrupa halklarının, Sovyetlerin ve müttefik güçlerin mücadeleleriyle sonuçlandırılıncaya kadar, 65 milyon insanın ölüm, yüzmilyonlarca insanın sakat, evsiz barksız ve tarifsiz acılar içerisinde yıkılmışlıkları, Alman Faşizminin ve savaşın arkasında bıraktığı bilançonun sadece bir kısmıydı.

25 Nisan 1945’te ırkçı Mussolini’nin Faşist İtalyası ezilmiş, yerle bir edilmişti.  Bundan iki hafta sonra da ‘3. Alman İmparatorluğu’ yıkıldı. Sovyet “işgalindeki” doğu bölgesinde Demokratik Alman Cumhuriyeti, müttefiklerin “işgalindeki” batı bölgesinde Federal Almanya Cumhuriyeti kuruldu. Alman halkı böylelikle ikiye bölünmekle kalmadı, iki ayrı sistemin egemen olduğu bir başkalışa girdi.

Doğu Almanya’da, Sovyetler’in zoruyla sosyal demokratlarla sosyalistler birleştirildi. Batıda ise, müttefiklerin güdümünde yeni bir kapitalist devlet ve ordu yaratıldı. Hitler’in on binlerce artığıyla bir devletin bürokrasisi oluşturuldu. “Legalleşemeyecek kadar” çirkef olanları, -Latin Amerika ülkeleri başta olmak üzere- diğer ülkelerdeki kurtuluş savaşlarını bastırma ve engellenmede „derin tecrübelerinden“ yararlanılmak üzere, Amerika tarafından himaye altına alındı.

75 yıl sonra bugün 8 Mayıs, her zamankinden daha anlamlı. Yakın geçmişte dünyanın üç kıtasına kan kusturan Hitler Faşizmi ve savaş, ne üç-beş manyağın çılgınlığı ne de bir talihsizlikti. Her ikisi de dizginlenemeyen çıkar şahlanışının sonucuydu.

12 yıl süren vahşet

30 Ocak 1933 tarihinde Hitler’in iktidara ge(tiri)lmesiyle, bu dönem, 12 yıldan fazla sürecek olan, insanlık tarihinin en karanlık, en barbar döneminin de başlaması anlamına geliyordu. Evet tarihin gördüğü en rafine faşist devlet, yani faşist bir diktatörlüktür, Hitler Almanyası.

İktidara gelen Hitler ve efendisi tekelci kapitalizm için dönem, başta komünistler olmak üzere, tüm muhalefeti ezme dönemidir…

Sosyal demokratların da gelen tehlikenin farkında olmaması, komünistleri hiçe sayma ve onlarla ittifak yapma yerine, Hitler’e direkt olmasa da onu iktidara getirenlere destek vermesi, bu karanlık dönemin de başlangıcının en büyük nedenlerindendir. Bunu kendilerine en iyi şekilde anlatan da yine Hitler oldu aslında; Ona göre en büyük tehlike olan komünistlerden başladı, siyasi soykırıma.

Sosyal demokratlar, faşizmin iktidara gelişinde olduğu gibi, yıkılışından sonra da sosyalistleri düşman görme tavrını göstermeye devam etmiş, sürekli onlarla bir araya gelmemenin yolunu seçmişti. Hatta, Almanya ve diğer ülkelerde olduğu gibi, muhafazakarlarla bir olup, komünistlere zulmetmeyi kendine görev bildi.

Sosyal demokratların ne Almanya’da ne de “onlara yakın” Türkiye verziyonunun tavrı bugün de farklı değil. Yeri geldiği zaman, devlete aynı oranda nasıl sahip çıktığını bir çok alanda görürken, ABD’ye ve Avrupa’ya karşı AKP’lileri nasıl sahiplendiğine şahit olduk.

Faşizm nasıl gelir ve nasıl gider?

            Mussolini ve Hitler faşizminin nasıl iktidara geldikleri, getirildikleri diğer ülkelere ve faşizmi tartışan kesimlere de örnek olması gerekir. Ülkem devrimci-sosyalistleri açısından, hala faşizmin ne olup olmadığı konusunda tartışmalar sürüyor. Tekelci kapitalizmin iktidara getirdiği bu iki faşist diktatörlük de yıkılarak gitmişti. Yani faşizm seçimlerle gitmez, yıkılır.

            Burada “faşizan” uygulamalarından, faşist partilerin hükümette olmalarından söz etmiyorum, faşizm devletleşmesinden bahsediyorum. “Kan, zulüm, işkence işte faşizm, sürekli faşizm” demekle olmuyor. Böyle dendiğinde, öncesi ve sonrasını da açıklamakta zorlanırsınız. Faşizmin daha az kanlısı ve zulmedeni olmaz, diğer devlet biçimlerinde de faşizan uygulamalar olabilir, eğer emperyalizm buna gerek duymuyorsa, onu devletleştirmez. Buna gerek de duymaz, çünkü bunun koşullarının oluşması önemlidir. Yoksa, devlet kendini tehlikede hissetmiyorsa, onu yıkacak olan güç, bu durumda çok uzaktaysa, faşizmi devletleştirme ihtiyacı duymaz.

            Devletleşen faşizm, yani devlet biçimi olarak faşist diktatörlük konusu günümüzde ve özellikle de AKP ve lideri Erdoğan döneminde, daha da doğrusu 7 Haziran seçimlerinden sonra yeniden tartışılır oldu. Tartışma ağırlıklı olarak “Zaten hep faşizm vardı ve var olmaya da devam ediyor” diyenlerle, “Faşizm devletleşmeye doğru hızla gidiyor” diyenler arasında geçiyor. Bir de benim gibi; “Zaten hep vardı” diyenlerden ve “Bu seçimi de alırsa kesin faşizmi kurumsallaştıracak” diyenlerden farklı düşünenler de var.

            Evet, AKP’yi ve MHP’yi faşist parti, Erdoğan ile ortağı Bahçeli’yi de faşist görmekle birlikte, ben faşist diktatörlüğün olmadığını, faşizmin devlet olarak kurumsallaşmaya da ihtiyacı bulunmadığını düşünüyorum. Veriler de bunu doğruluyor. Ne tekelci kapitalizmin son çaresini aradığı bir durumdayız, ne de bu egemenlerin karşısında bunlara böyle bir kurumsallaştırmaya gitme zorunluluğu dayatan muhalefetten söz edebiliriz.

Faşist diktatörlük şehirleri hediye etmez

Mart 2019 Yerel Seçimleri ve Haziran 2019’de tekrar yapılan İstanbul Seçimlerinin üzerinden iki yıl geçti. Bakın “İstanbul Seçimlerine”! Ne değişip değişmediğini hep birlikte görüyoruz: Ne muhalefette bir yükselme ne de iktidarda uzun yıllardır bulunmanın sonucu bir genel yıpranmanın dışında bir gerileme görünmüyor. Ki görünmeyeceğini o zaman da söylemiştim. Durumun resmi o zaman da ortadaydı. Ankara ve İzmir’de de durum farklı değil.

 Yeri gelmişken, önümüzdeki ay İstanbul Seçimlerinin ikinci yıl dönümünde bu konuya daha detaylı değineceğimi de belirteyim. Herhalde herkes bir şey diyecektir, ki demelidir de. Ama lütfen bu kez daha gerçekçi argümanlarla lütfen. Birinci yılda pek denmedi maalesef.

“Hem kurumsallaşıyor, hem de sürekli oy kaybediyor” demek de pek gerçekçi değil. Faşizm aynı zamanda kitle desteğiyle birlikte, en önemli özelliği toplumu örgütlenmesidir. Bizim faşist partiler AKP-MHP ve faşist liderleri bunu başaramadılar. Bunu başarabilselerdi, işleri çok daha kolay olacaktı. Tabii ki tek başına bu da yetmiyor, egemenlerin de onayını almasını gerekiyor. Egemenler ise şimdilik buna ihtiyaç duymuyor, çünkü onlara göre “işler tıkırında”.

            Hele hele “Faşist diktatörlük var” diyenler, iki kez düşünmelidir: Faşist diktatörlük ele geçirdiği ne genel, ne de yerel meclisleri sana seçimlerle ve hem de onu “zorla(ya)madan” geri vermez.

            Son olarak faşist ortaklardan MHP’nin lideri Bahçeli’nin de “100 maddelik yeni anayasa önerisi” de faşist diktatörlüğün olmadığının diğer bir izahıdır. Faşizm sana yeni yeni anayasa dayatmalarıyla gelmez. “Faşizmin anayasası” bellidir.

AKP, klasik faşist partilerden, yani MHP, BBP ve İYİ Parti’den farklı olarak, iktidarda faşistleşen bir partidir.

            7 Haziran 2015 Seçimlerinde HDP’nin muazzam zaferi karşısında çılgına dönen Erdoğan artık tükenmekte olduğunu net bir şekilde görmeye başlayınca, partisi AKP’yi faşist bir partiye dönüştürmeye başlamış ve başta Kürt halkına olmak üzere, ülke genelinde faşizan uygulamaları her geçen gün artırarak, iktidarda kalmaya ve devlet içinde daha nüfus etmeye devam etmiştir.

Haziran Seçimlerinin iptali, devamı savaş ortamında yapılan Kasım 2015 seçimleri, Temmuz 2016 Darbesi, OHAL vb gelişmeler bu faşizan uygulamaların net göstergesidir. Ama faşist diktatörlüğü de kuramadığının da göstergesidir ayrıca.

Faşist diktatörlük tartışmaları

Sosyalist kalemlerden Ziya Ulusoy, Ertuğrul Kürkçü ve Seyfi Sarısözen, “aynı” veya “yakın” mecralarda yazmalarına rağmen farklı görüşler savunabiliyorlar. Bu da örnek alınması gereken “sosyalist demokrasinin” nimetlerindendir.

Geçtiğimiz 17 Nisan’da ETHA’da da çıkan “Faşist inşa ama diktatörlük değil mi?” başlıklı yazısında Ziya Ulusoy, Seyfi Selçuk’un “Teori ve Eylem” dergisinde “Tek adam rejimi ve faşizmin inşası” başlıklı yazısını eleştirirken, “İnşası var ama rejimine geçilemedi görüşü, antifaşist tarihsel birikimi ve tarihsel bilinci faşizme karşı mücadeleye seferber etmeye zarar veriyor.” demesi, doğru bir değerlendirme olarak gelmiyor bana. Yoksa karşılığında gelecek “Sürekli faşizm denerek de seferber edilemeyen ortama ne diyeceğiz?” sorusuna pek yanıt veremeyiz.

Veysi Sarısözen de, son günlerde, ağırlıklı olarak Ertuğrul Kürkçü’nün söylemleri üzerinden faşizm konusuna değiniyor. Sarısözen, geçtiğimiz 18 Nisan tarihli Özgür Politika’daki “Faşist dikta nasıl yıkılır? Kolay yoldan yıkılmaz” başlıklı yazısıyla Kürkçü’yü eleştiren yazılarından biri yayımlandı. Faşist diktatörlük konusunda yanlış tahlillerde bulunduğunu düşündüğüm Sarısözen “Tek çözüm, seçmenlerin destekledikleri partileri Meclisten çekilmeye zorlamasıdır.” derken, “‘Meclisten çekilin, önümüze düşün, kitlesel kampanyalarla Erdoğan’ı istifaya zorlayalım, Erdoğansız erken seçimle demokrasiyi kuralım’ diyerek baskı yapmaya çağıralım” diyor. Ama hemen devamında da “Erdoğansız erken seçim” gibi birbiriyle çelişen önerilerde bulunuyor. Düşünebiliyor musunuz: Faşist devletin lideri istifa edecek ve onsuz erken seçimler örgütlenecek? Faşist diktatörlük böyle mi yıkılacak? Hani seçimlerle gitmez ve yıkılmazdı faşist diktatörlük? Yine, olası bir CHP-HDP iktidarı gelirse bu seçimde faşist diktatörlük yıkılmış mı olacak?
            Evet kendimizi “faşist diktatörlük vardır”a odaklarsak, devleti ve hükümeti birbirine karıştırırsak işin içinden çıkamayız.

Doğru olan şudur: Devlet biçimi olarak Türkiye’de faşist diktatörlük değil, faşist partilerin hükümeti-iktidarı vardır. Hükümet dışındaki “sağlı-sollu devletçi partilerin desteğiyle de, AKP-MHP faşist partilerinden oluşan hükümetin faşizan uygulamaları en ağır biçimde işliyor.

Ertuğrul Kürkçü’ye yakın düşsem de, o yoldaşla da “faşizmin hızla kurumlaştığı” konusunda farklı düşünüyorum. Erdoğan’ın istemesinden bağımsız, burjuvazi oligarşik devlet biçiminden faşist devlet biçimine geçişi istemiyor, gerek de görmüyor. Yoksa egemenler de bizim kadar biliyor, bunun “son çıkış” olacağını ve seçimler olmadan yıkılacağını.

“Sürekli faşist devlet var” diyenler; “Hala mı faşist demiyorsunuz?”, “Buna da mı faşizm demiyorsunuz?” gibi yaklaşımda bulanarak, en başta kendileriyle çelişiyor. Bize bunu soracaklarına, aslında kendilerine “Giden faşizm ise, gelen ne faşizmi?” sorusunu sormalıdırlar.

Seçimlerin de yaklaşmasıyla birlikte bu konunun daha da geniş tartışılacağı kesin. Ben de önümüzdeki dönem konuya değinmeye devam edeceğim. Yine Avrupa Demokrat’ın da “Faşizmi tartışıyoruz” çağrısına uyarak, daha fazla kişi ve kurumun bu konuda söz söylemesi gerektiğini düşünüyorum.

***

Faşist devlet veya hükümet, faşist parti veya örgütlenmeler dağıtılmalı ve yasaklanmalıdır.  Hitler Faşizminin iktidara gelişi ve 12 yıllık iktidarı bize çok şey anlatıyor aslında…

Yazımın sonunda, iki gün sonra 9 Mayıs’ta 100. doğum günü olan, Hitler Faşizmine karşı direnişin sembolü olan Sophie Scholl’ü saygıyla anıyorum. Nazi rejimine karşı antifaşist direniş örgütü Beyaz Gül’den Sophie Scholl’ü ve katledilen tüm direnişçileri saygıyla anıyorum.

Bin kez daha kahrolsun faşizm!


Hüseyin Şenol – 07.05.2020

Tags: , , , , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑