Yazarlar

Published on Haziran 6th, 2020 | by AD 1

0

Musa Anter ile ortak metin hazırlayan Hüseyin Cevahir kimdir? – Erdal Boyoğlu

Hüseyin Cevahir 14 Nisan 1945 yılında Baba Mansur Ocağı’nın bulunduğu Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Muhundu, şimdiki adı Darıkent olan beldeye bağlı Şöbek (Yeldeğen) köyünde dünyaya gelir. Babası Düzgün Cevahir, Baba Mansur Ocağı’ndan annesi Fatoş ise “Kureyşan” Ocağı’ndandı. Katliamla azalan nüfuslarına bir ferdin eklenmesi bütün köyü sevince boğdu.

1937-38 Dersim Soykırımının üzerinden çok zaman geçmemişti. Resmi rakamlara göre 13 bin, resmi olmayan rakamlara göre ise 70 binin üzerinde Dersimli çoluk-çocuk, yaşlı-genç demeden katliama uğradı; binlercesi de tren vagonlarına doldurularak, aç-susuz Türkiye’nin çeşitli illerine gönderildi. İşte böyle bir zaman sonrası doğdu.

ANNESİNDEN KATLİAM ÖYKÜLERİ DİNLEYEREK BÜYÜDÜ

Annesinden kızılbaş kültürünü öğrendi. İnsana dair merhameti, paylaşmayı, her ne olursa olsun umutla yaşamayı. İlk okulu Muhundu’da ortaokulu Pülümür’de, liseyi Erzincan Lisesi’sinde bitiren Cevahir; İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazandı. Ailesi, arkadaşları ve Şöbek köylülüleri Cevahir’i İstanbul’a yolcu etti. Babası Düzgün Cevahir de ‘Bozatlı Xızır bir civan yolladım sen koru‘ diyerek uğurladı. 

İstanbul Tıp Fakültesi’nde üç yıl okudu. Okulda başarılıydı ama doktor olmak istemiyordu.

Cevahir; bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen bir entelektüeldi.

Siyasal Bilgiler okumak istiyordu. Üniversite imtihanlarına tekrar girdi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandı. Ankara’ya gitti. Siyasetin kalbi orada atıyordu. Siyasal’da Mahir Çayan, Yusuf Küpeli vardı. Sol hareketin tanınmış simaları da siyasaldaydı.

‘BEN BİR KÜRT MARXİST LENİNİSTİYİM‘

Cehavir’i, Türkiye devrim hareketinde özgün kılan en önemli yanlarından biri de Kürt soruna olan duyarlılığı. Hüseyin Cevahir’in Kürdistan konusunu araştıran ve rapor haline getiren bir görevi vardı. Parti tarafından Doğu Anadolu bölge sorumluluğuna getirildi. Bölgede yapılan Doğu Mitingleri‘ne de katılmıştı. Raporu hazırlama sürecinde buralarda yaptığı çalışmalardan beslendi. Hazırladığı raporun bir kısmı dergilerde yayınlandı. Bu özelliğiyle kemalizmin tekçi ulus yapısını eleştiren devrimci önderlerden biri olarak öne çıktı. ‘’Ben Türk ve Kürt halklarının ortak kurtuluş mücadelesine inanmış bir Kürt Marxist Leninistiyim’’ diyen Cevahir’in ‘Orta Doğu Devrimci Çemberi’ üzerinden Orta Doğu halklarının ortak kurtuluş mücadelesi değerlendirmesi çok önemlidir.

ANKARA‘DA CEZAEVİNDE APE MUSA İLE KUCAKLAŞTILAR

Hüseyin Cevahir’in Kürt sorununa olan duyarlılığı onu o döneminin Kürt aydınlarıyla da buluşturdu. Bu aydınlardan biri de Musa Anter’di. Ape Musa, yazdığı yazıdan dolayı tutuklanınca yolları Ankara’da cezaevinde buluşur. O sırada Cevahir, İrfan Uçar ve İlhami Aras ile birlikte tutukludur. Ape Musa cezaevi bahçesinde tesadüfen gördüğü Cevahir ile ilgili anılarını şöyle anlatır :

Sabahleyin bahçeye çıktık. Hüseyin Cevahir beni gördü boynuma atıldı, öpüştük. Kendisi ve on iki Dev-Genç’li arkadaşı da tutukluydu. Öğlen ve akşam yemeklerini beraber yemeğe başladık. Bir kaç böyle yedik Hüseyin’e dedim ki,’’ Kardeşim, siz talebesiniz, bu yemekleri para ile alıyorsunuz. Halbuki bizim üçümüzünde parası var; ne diye bizden para almıyorsunuz?’’ Hüseyin böyle düşünmüş olmama sevindi, mahçup mahçup gülümserek, ‘’Ağabey, paramız da vallahi bir günlük kalmıştı; ne yapcağımızı bilmiyorduk’’, dedi. Ben Tarık Canip’ten bir miktar para aldım kendim de üstüne ekleyerek Hüseyin’e verdim.

(…) Hapishanede uzun kalmadık. On beş gün sonra tahliyemize karar verildi. Ayrılırken, hem biz, hem de Hüseyin ve arkadaşları ile tüm tutuklulur cidden çok üzüldük‘‘ 

Ape Musa ayrıca bu kısa zaman içinde Kürt sorunu ile ilgili ortak bir metin hazırladıklarını da söyler:‘‘O ara ODTÜ’de Deniz Gezmiş’in de başını çektiği bir panel düzenlenmişti. Panelde, Kürd meselesinin nasıl ortaya konması gerektiği konusunda görüşlerimizi sordular. Biz Hüseyin ile beraber bir yazı hazırladık. Panelde alkışlar arasında okundu ve kabul gördü.“ Musa Anter. Hatıralarım. Sayfa 208.

 EDEBİYAT’DA YENİ BİR ENTELLEKTÜEL.

O’ nu tanıyanlardan dinlemek ve onun insan sevgisini-saygısını,  düşündüğü eşitlikçi yaşamı göstermeye yetecektir.

Okul arkadaşı Hüseyin Ayık ile yaptığım bir görüşmede o dönem yaşanan bir anısını  bana şöyle anlattı:

Erzincan Lisesi’nde  1963-64 de duvar gazetesi çıkardık Hüseyin Cevahir önderliğinde. Müdür Hidayet Pasin gazeteyi kaldırdı. Bir süre sonra tekrar bir duvar gazetesi hazırladık. Gazetenin adını Hüseyin Cevahir verdi. ‘‘ Yine O‘‘ Eskisi anlamına gelen bir gazete çıkardık. 

Cevahir, Londra’ya giden Tuğrul Eryılmaz’a bir mektup yazıyor. O dönem dünya’da önemli gelişmeler oluyor ve bu gelişmelerden yararlanmanın yolu ise dil bilmekten geçiyor. 68 kuşağı devrimcileri yabancı dillerden İngilizceyi çok iyi öğrendiklerinden dolayı Avrupa ülkelerinde çıkan sosyalist kaynaklardan yararlanıyor.  Kuzey Kore Sosyalist Cumhuriyet devleti  lideri Kim il Sung’un dört cildlik ingilizce kitabı çıktığını öğreniyor Cevahir.  O ara Tuğrul Eryılmaz Londra’da, ona mektup yazıyor ve  Kim İl Sung’un  kitaplarını  almasını ve  acil olarak göndermesini istiyor.  Eryılmaz ‘‘Londra’da olmama  rağmen benim haberim yok, Cevahir nasıl öğrendi‘‘ diye hayıflanıyor.  Ve Eryılmaz  dört cild olan kitapları alıp gönderiyor ve birde mektup yazıyor.  Entellektüel olmanın ve araştırmanın bilinciyle  davranan devrimciler  bilgilenmek için çeşitli dillerden yararlanıyorlardı. Eryılmaz, Hüseyin Cevahir’le yaptığı arkadaşlığını ve dostluğunu yazdığı anılarında çok sık bahsediyor. Merak edenler için önemli bir kaynak.

İrfan Uçar 1974 den sonra hiç kimseyle bir röportaj yapmadığını ve kimseyle görüşmediğini  telefonda söyledi bana. İrfan Uçar, Cevahir ile birlikte Ankara’da  cezaevinde yatmıştı.  Hem cezaevi  süreciyle ilgili hem de parti yoldaşlığı üzerine röportaj yapmak  istemiştim. Yapmak istemedi ama E mail’den  gönderdiği yazıda şöyle diyordu;

“Rahmetli Hüseyin Cevahir benim dünya ve ahiret biricik kardeşlerimden biriydi….Hüseyin Cevahir’le son görüşmemizde kendisi, İzmir Aliağa Rafineri işçilerinin grevi sırasında vurularak öldürülen rahmetli Yapı İşçileri Sendikası Başkanı Necmettin Giritlioğlu’nun yerine, işçi sınıfı içinde bilinçlendirme ve örgütlenme çalışması yapmak üzere, Ankara’dan yola çıkmak üzereydi. 

Kendisi, içimizde sanata ve edebiyata en düşkün ve çok kültürlü ve çok centilmen bir arkadaşımızdı. 

Ankara merkez ceza evinde aynı koğuşta bir müddet tutuklu kaldığımızda, yan yana yattığımız ranzalarımızda, aramızda “Taş yastık” dediğimiz bir yastığı, bir gün o bir gün ben ortak kullanırdık. 

Çok güzel günlerdi o günler ve çok güzel arkadaşlıklardı o arkadaşlıklar. 

Nurlar içinde yatsın. Ailesiyle tanışmak nasip olmadı.  İrfan Uçar’ın anısına saygıyla. 

Çapa Tıp Fakültesi’ni okurken Edebiyat dergilerine yazmaya başlamıştı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geçmesiyle birlikte; ‘Yeni Eylem (Aylık edebiyat dergisi.1968), Yordam Dergisi , İleri ve Aydınlık Sosyalist Dergi’de yazılar kaleme aldı.

Dönemin tanınmış edebiyatçısı Fazıl Hüsnü Dağlarca, Haluk Aker gibi bilinen ve tanınan yazarların öyküleri üzerine eleştiri yazıları yazdı. Yazılar eleştirmenlerin ve okuyucunun dikkatini çekti. Eleştiri yazılarında kendine özgü bir dilin yaratıcısı oldu. Edebiyatta yeni bir dil ve eleştiri anlayışı geliştirdi. Hüseyin Cevahir’in , yazınsal ve siyasal metinleri, ”Kalın Çizgileriyle Edebiyatımızın Dünü, Siyasal İçerikli Metinleri, Doğu Anadolu Raporu, Küba Devrimi ve Yeni Oportünizm üzerine” yazıları daha geniş incelenebilinir.

Edebiyatla uğraşan yoldaşları arasında  sevilen sayılan  Arkadaş Zekai Özger 1973 yılında işkenceye  maruz kaldı ve işkence  sonrası  öldü. O dönemin  şairleri arasında  Arkadaş Zekai Özger de vardı. Hüseyin Cevahir’in bilgisine ve yoldaşlığına çok değer verirdi. Herkesin bildiği şiiri ‘’Alnında Dağ Ateşi’’ni, Cevahir için yazmıştı. Ahmet Kaya ve Ersen de şarkı olarak yorumladı. 

AŞKLA SANA

Alnını

Dağ ataşiyle ısıtan

Yüzünü

Kanda yıkayan dostum

Senin

Uyurken  dudağında gülümseyen bordo gül

Benim yüreğimi harmanlayan isyan olsun

71 ASKERİ DARBESİYLE SİYASAL YAŞAMINDAYENİ BİR EVRE BAŞLADI

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne gelmesiyle daha aktif bir politik mücadelenin içine hızla girdi. 60’lı yılların ortalarında tüm devrimciler Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) desteklemektedir. Mücadelenin öncülüğünü o yıllarda devrimci öğrenci gençliği arasında yapar. Adını bu yıllardan itibaren duyurmaya başlar.

TİP ile başlayan siyasal sürecinde belirli bir zaman sonra bir kopuş yaşadı. TİP siyasi olarak gelişen sınıf mücadelesine hem teorik olarak hem de pratik olarak cevap olamadığı için bir grup arkadaşı ile birlikte TİP‘ten ayrıldı. Mahir Çayanlar ile birlikte Milli Demokratik Devrim çizgisinde olan Mihri Belli etrafında yan yana geldiler. Daha sonra oradan da ayrılarak Türkiye Halk Kurtuluş Partisi – Cephesi (THKP-C) kurdular.

Cevahir‘in, Türkiye devriminin sorunları ve teorik konularını önemseyen, sürekli okuyan ve araştıran bir özelliği vardı. Devrimci haraketin, örgüt anlayışı, parti programı, çalışma tarzı üzerine yoğun bir araştırması oldu. Devrimci Gençlik(Dev Genç) yeterli değildi. Devrim Staratejisi üzerine politik atılım gerekiyordu. Öğrenci hareketi ile halkı buluşturan bir atılıma ihtiyaç vardı. Bunun için işçilerin köylülülerin arasında, Grev çadırlarında, gecekondu evlerinde, demokratik kitle örgütlenmelerinde yer aldı. O dönem gelişen devrimci dalgadan rahatsız olan egemenler 12 Mart 1971 askeri darbesini devreye soktu. Darbe ile birlikte devrim mücadelesi yer altına kaydı. Bu süreç Cevahir’in devrimci yaşamında ve eyleminde yeni bir evre başlatmış oldu.

TEORİYİ YAŞAYARAK OLUŞTURDU

Cevahir’in amacı bilimsel sosyalizm pratiğini sadece entelektüel birikime hapsetmek değildi. Tam tersine özellikle mücadelenin örgütlenmesi için emekçilerle sıkı sıkıya bağlar kurulması için bu fikri geliştirmek istiyordu. İşçiler, köylüler ve öğrenciler arasında okuduklarını ve öğrendiklerini siyaset sosyolojisi ışığında bilimsel sosyalizme bir temel kazandırmanın derdindeydi.

VÜCUDUNDAN  ONLARCA KURŞUN ÇIKARDILAR

71 askeri darbesiyle birlikte demokratik kitle örgütlerin siyaset yapma olanakları ortadan kalktı. Bununla birlikte devrim stratejilerinde silahlı mücadelenin önemi giderek artmaya başladı. Cevahir de Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı ve Oktay Etiman ile ilk eylemlere  giriştiler. Eylemler sonucu aranmaya başladılar. Bir ihbar sonucu İstanbul Maltepe’de kaldıkları eve bir bekçi gelir. Bekçi, karakola götürmek isterken Mahir silahını çekip havaya ateş ederek evden uzaklaşıyor Cevahir  ile birlikte.  Daha sonra sığındıkları evin etrafı 29 Mayıs‘ta kuşatıldı. 51 saat süren kuşatma sonrası Cevahir bir keskin nişancı tarafından öldürüldü. Mahir Çayan ise yakalanmamak için kendi silahıyla yaşamına son vermek istedi. Yaralı kurtuldu. Cevahir’in vücuduna ölümünden sonra bile onlarca kurşun sıkıldı.  Cevahir öldürüldüğünde 26 yaşındaydı.

‘70 yaşına geldim, Cevahir hala gelecekmiş gibi hissediyorum‘

Yoldaşları, dostları ve arkadaşlarının en samimi içten sevgilisiydi, bilge gülüşlü devrimcisiydi. O dönemin devrimci önderleri ve aydınlarıyla da tanışıyorlardı. Onu en iyi tanıyan yoldaşlarından biri de 68 kuşağının devrimci önderlerinden Oktay Etiman‘dı. Onunla yaptığım görüşmede Cevahir‘in öldüğüne hiçbir zaman inanmadığını söylemişti

” Kendi bireysel tarihimde ve örgütümüzün tarihinde en fazla sevdiğim arkadaşlardan Hüseyin Cevahir benim için çok önemlidir. Cevahir Türkiyelidir, Dersimlidir. Kısa zamanda bizim aramızda temayüz etmiş, sevilmiş, sayılmış bir arkadaşımdır. Biz ona Hüseyin’den çok ‘Cevahir’ derdik. Bu onun hem dünya görüşünden, hem arkadaşlarına bakışından, hem hayata bakışından kaynaklanıyordu. Ama Cevahir’in gözleri biraz daha farklı ışıldardı. Bu ışıltının arkasında Dersim gibi bir yöreden gelmiş olması, kırsal hayatı biliyor olması, kendi halkının yaşadığı kırım tarihini bilmesi ve buna duyarlı olması, kapitalizme emperyalizme karşı duran arkadaşım olması var. Ben annemin babamın öldüğünü içselleştirmiş durumdayım ama ben Hüseyin Cevahir’in öldüğünü halen de içselleştirmiş değilim, 70 yaşına geldim, sanki bulunduğum bir yerde kapı açılacak ve Cevahir hala gelecekmiş gibi hissederim… Son Elrom eyleminde yeşil bir elbise almıştık ona. Çünkü elinde çiçekle gelecekti. Şimdi o hâliyle hatırlıyorum. O yüzden öldüğüne hâlâ inanamıyorum.” 

Türkiye’nin önemli sermayederi Mete Has devrimciler tarafından kaçırıldı. Bu eylemin yapıldığı binanın önünden geçerken anlattı Oktay abi. Bu şimdiye kadar hiç bilinmeyen bizzat eylemin içinde olan Oktay abinin yaşadığı bir durum ve  yaşanan bir diyalog. Benim için çok kıymetli bir an’dı ve anıydı. Oktay abiden dinlemek çok önemliydi.   Okta abi (Etiman) ile geçiyorduk.  O eylemdeki yaşanan gelişmeyi  şöyle anlattı.

‘‘Mete Has eyleminde, Hüseyin Cevahir, Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı ve ben vardık.  Evdekileri etkisiz hale getirdikten sonra, Cevahir evin çocuklarıyla ilgilendi, derslerine yardımcı oldu. Ben sigara içecektim ama o an üzerimde kibrit ve çakmak yoktu. Mete Has da çakmak vardı, çakmağını istedim. Çakmağını verirken’’sosyalistleri severim, onlar çok mert, namuslu dürüst insanlar’’ diyerek çakmağı bana uzattı. Bende çakmağı alıp sigaramı yaktım ve geri verdim. Mete Has çok şaşırdı, çakmağı geri verdiğime. Tekrar tekrar  sosyalistler iyi insanlar, samimi insanlar’’ dedi. O an bende bir çağrışım oldu. Çakmak altındı ve benim çakmağı geri vermeyeceğimi düşünmüş olmalı ki, sosyalistlere iltifatlar yaptı.

 Oktay abi’nin cevabı; bizim eylemimizin amacı, işçilerden elde ettiğin sömürüyü THKP-C adına  400 bin lira istiyoruz. Senin özel eşyaların ister altın olsun isterse pırlanta olsun bizi ilgilendirmez. Bunlara el koyamayız. Bizim tek amacımız 400 bin lirayı bize teslim etmeni sağlanmandır’ Parayı Mahir teslim aldı. Ve biz evi terk ettik‘‘

Oktay abi bu anısını arabayla Maltepe’den Beşiktaş’a 12 Eylül Sürgünleri ve Darbeler paneline  giderken tam  Cadde Bostan da geçtiğimiz an evi de göstererek  anlattı.  

*Oktay abi amansız bir illet olan kanser hastalığına yakalanmıştı. Ölmeden önce açıkladığı vasiyetinde Dersim‘de Hüseyin Cevahir’in yanına gömülmek istediğini söylüyor yakınlarına.

İSTABUL’DA DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM

İstanbul Tıp Fakültesi’ne başlayana kadar, örgütlü devrimci haraketin içinde değildi. Tıp fakültesi Cevahir için büyük bir değişim yeri oldu. Dönüşümü ve entellektüel birikimi edebiyat dergilerinde eleştiri yazılarının çıkması bu büyük kente gelmesiyle başladı.

Cevahir’in kültür sanat ve edebiyat anlayışı farklılaştı, enternasyonal müzik sevgisini içselleştirdi. Kültür, sanat, tiyatro ve edebiyat ile sosyaleşmek onun devrimci düşüncesini güçlendirdi. (Eniştesi Fevzi Özkan’a yazdığı mektuplarda bu farklılık görülmektedir)

İstanbul’da ilk kaldığı bölge Şişli bölgesiydi. İlk eylemi Mercedes arabalarının yıldızlarını kırmaktı. Burjuvajiye ilk tepkisini mercedes arabalarına karşı yaptığı eylemde gerçekleştirdi. Bu eylemin içeriğine bakıldığında sisteme karşı dışa vuran bir eylem biçimi olarak yapıyor.

Cevahir, İstanbul’da tamemen yenibir gelişmenin kapılarını açtı. Hem düşünsel, hem siyasal hem de kültürel farklılıklar da buluşturmuştu.

ENİŞTİSENE İSTANBULDAN MEKTUP GÖNDERİYOR

Çok sık mektuplaştığı eniştesi Fevzi Özkan, bir pikap satın aldığını Cevahir’e yazar. Hüseyin Cevahir,  esprili bir şekilde ;  “Pikap alışına sevindim. Markasını yaz. Hangi plakların var bilmiyorum. Yalnız bana öyle geliyor ki ‘Ali’yi gördüm Ali’yi’ adlı plağı almışın[dır]. Pikap için seni kutlarım. Ben de sana yılın plağı seçilen ‘Forget Domani’yi yollayacağım. Bu ismi yazınca mırıldanıyorum da.”

Cevahir aynı mektup da öğrenciliğine ne kadar değer verdiğini, sorumlu davrandığını gösteren  duyarlı cümleler kuruyor: “İstanbul’a eğer gelmek istiyorsan bekle Haziran bitsin öyle gel. Yoksa sen gelince seninle olmak beni sınıfta bırakır. (…) Ağustos tam ideal ay İstanbul için. İmtihanlar bitmiş, sıcaklar bastırmış, deniz çıkılacak gibi değil. Bekle ve Ağustosta gel. Buzlu bira ve tuzlu cips. İçtikçe susarsın, susadıkça içersin.”  Böylece Cevahir’in İstanbul’u, kültürünü, zevklerini tanıdığını da anlaşılmaktadır. Bu bilme ve tanıma  Cevahir‘i, bu cazibeli, çekici şehrin tuzağına düşmeyecek kadar da sorumlu, ailesini düşünen ve onlara parasal olarak yük olmak istemeyen sağlam bir karaktere de sahip olduğunu göstermektedir. Aynı mektupta şunları da yazar: “Babam elbiselik göndermesin. Artık para da göndermesinler. Bundan böyle kendim çalışıp kendim okuyacağım.” 1966 İstanbul.

TAKIM  ELBİSE GİYMEZDİ

Tıp fakültesinde okurken de yaz tatilinde Şöbek’e gelirdi. Köyde kot pantolonu ile gezerdi. Hatta nahiyeye gittiğinde annesi; ‘Oğlum takım elbisen var onu giyip gitsene’ diye hatırlatırdı. Ancak Hüseyin Cevahir takım elbise giymemesini şöyle savunurdu; ‘Anne  ne zamanki bu köyün yoksul gençlerinin hepsi elbise giyecek duruma gelirse işte o zaman giyerim. Köyde çok yoksul genç var, giyersem özenirler. Takım elbise alacak paraları yok, onların karşısına nasıl takım elbise ile çıkarım!.’ 

 “Devrim olsada ağız tadıyla öykü yazsam’’                      

Hüseyin Cevahir adı atmışlı yılların ortalarından itibaren siyasal duruşu ile duyulmaya başladı. Cevahir nitelikli entellektüel olarak bilindi. Edebiyat dergilerine yazıları yayınlanır. Bir dost sohbetinde; “Devrim olsada ağız tadıyla öykü yazsam’’ dediği söylenir.

Televizyonlar Maltepe operasyonunun, “Sibel’in kurtarılması, Hüseyin Cevahir’in öldürülmesi ve Mahir Çayan’ın yaralı olarak yakalanmasıyla sonuçlandığını” duyuruyor. 

HÜCREDEKİ ADALININ DÜNYASI. Mahir Çayan

‘‘Adalılar sol yumrukları havada, pencerenin önünde boy hedefi oldukları halde ateş edemezler.
Garip bir andır bu an.
Bu an karanlık cücelerinin, insanlığa dönüş anıdır.
Cüceler konuşmazlar bile bu anı.
Büyülenmişlerdir iki adalının havaya kalkan sol yumrukları ile.
Ve kaybolup gitmişlerdir iki kişilik koronun nameleri arasında.
Koro susar, büyü bozulur, görevlerini hatırlar cüceler,
Eller tetiklere tarrrr………
Ve Cevahir’imi kalbime gömüp dönerim hain hücreme.‘‘

Yılmaz Güney’in 81 yılı doğum günü etkinliğine katılmıştım İstanbul/Karaköy’de. Konuşmacılar arasında   Enis Rıza Sakızlı’nın sözü geceye damgasını vurdu ; ‘‘Yılmaz Güney’in çok farklı değişik bir gülüşü vardı. Bilge bir gülüşü vardı. Ben bu gülüşü Hüseyin Cevahir’de gördüm. Ve bir daha Cevahir’in peşini bırakmadım”                                                                     

Eşber abi ile Kadıköy’deki Hukuk bürosunda görüştük.

Ankara Hukuk Fakultesinde okuyan  Eşber Yağmurdereli dergi  çıkarmak için hazırlıklar yapıyor.  Ve Eşber Yağmurdereli’nin evinde bu buluşma gerçekleşiyor. Yayın kurulu içinde Hüseyin Cevahir’in yer almasını öneriyor Eşber abi .  ‘‘Yeni Eylem”, “Aylık Edebiyat Dergisi” 1968 iki sayı çıkıyor. Hüseyin Cevahir iki  ayrı yazı hazırlıyor ve dergi de yayımlanıyor.

Cevahir’in ‚Yeni Eylem’dergisine  katılma sürecini şöyle anlatıyor Yağmurdeereli.

‘‘ Cevahir’i eve çağırdığımızda evde dergide görev alacak herkes vardı. Dergi üzerine konuştuk. Derginin sahibi olarak teklif ettim Cevahir’e yazmasını. Haluk Şahin, vd dergide görev alanlarla ile birlikte yemek yedik, kırmızı şarap içtik, şarkılar söyledik. Bu görüşmeler bir kaç sefer devam etti. Her buluştuğumuzda Neşemiz, sazımız, sözümüz, şarkımız  ve şarabımız eksik olmazdı‘‘. Bu dostluk sohbetleri dergi etrafında bir araya gelmeydi. Dergi kapanınca bu sohbetler bir daha gerçekleşmedi.

Gerek dergi yazılarında gerekse eleştiri yazılarında kendine güvenen Cevahir, kendine göre saygıda kusur etmeyen bir dil kullanırdı .

Kürd coğrafyasında halkın yaşamını yakından inceledi, sosyolijik boyutuyla saha çalışması yaptı. Kürd halkının yaşadığı sorunları yerinde araştırdı ve gördü, ana dilini konuştu. Gittiği yerlerde sevildi, sayıldı, saygı gördü; o da Kürd halkını sevdi ve saygı gösterdi.

“SEYİT RIZA‘DA DEVLETE TESLİM OLDU!”

12 Mart sonrası ortamı çok gergin bulan baba Düzgün Cevahir, oğlunun eylemlerden geri durmasını ve devlete teslim olmasını düşünür. Hüseyin Cevahir ile buluşmayı talipleri Şeyho’ya iletir. Ve Şeyho Işık’tan oğlu ile buluşturması için yardım ister. İsrail Başkonsolosluğu eylemi öncesi baba Düzgün Cevahir, oğlu Hüseyin ile görüşme Şişli’de kapıcılık yapan talipleri olan Şeyho Işık’ın kapıcı dairesinde gerçekleşir. Binanın üç kat yerin altında olan kapıcı dairesinde bu konuşmayı Hüseyin Işık şöyle anlatıyor.

Baba- oğul Kürtçe-Türkçe karışık konuşuyorlardı. Piro abi çok sakin konuşuyordu ama Pir Düzgün baba, oğluna ‘‘devlete güvenmesini ve teslim olmasını” söylüyordu. Piro abi babasına mücadelelerinin haklılığını ve doğruluğunu anlatıyordu. Piro abi, Pir Düzgün babaya saygıdan yana hiç  kusur işlemeden şöyle dedi

– Baba Seyit Rıza da devlete teslim oldu, peki devlet ona ne yaptı? 

Pir Düzgün baba, piro abinin bu sözünden sonra daha başka bir şey söylemedi ve evden ayrıldı.

CEVAHİR BİZİM İÇİN HEP 26 YAŞINDA

68lilerin yaşamlarıyla yüzleşmeliyiz. Bıraktığı anılardan iyi sonuçlar çıkarmayı hedeflemeliyiz. O günler ve o düşler duruyor. Cevahir bizim için hep 26 yaşında kaldı. Yaşanması olanaklı olan sevgi keşke geçmiş zaman olmasa. 68 önderlerinden Hüseyin Cevahir, edebiyatta, sanatta, siyaset sosyolojisinde yüreğimizde bilincimizde yaşamaya devam ediyor. Cevahir’in anısına saygı ve sevgiyle.

**Fatoş Ana‘nın Dersim soykırımında  nişanlısı  öldürüldü.  

*Cevahir’in annesi Fatoş Cevahir 17 Temmuz 1986’da, Mahir Çayan’ın annesi Naciye Çayan’dan iki hafta sonra  öldü.

 * Hüseyin Cevahir ismini ortaokul sıralarında duydum. Gazetelerde bedenine sıkılan onlarca kurşunu gördüm. Devletin kötülüğünü sorguladığım günün tarihi 1 Haziran 1971’di.

Cevahir hakkında hiçbir şey bilmeyen biri olarak gazetelerdeki o görüntü hep gözlerimin önüne geliyordu. Hüseyin Cevahir ismi beynime kazınmıştı. Devrimci mücadeleye sempati duymam, devrimcileri sevmem Hüseyin Cevahir’in ismiyle oldu. 

Mahallemize açılan lokalde Cevahir ismini çok sık duyar oldum. Devrimcilerle tanıştıktan sonra ‘‘Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş‘‘ sloganı yürüyüşlerde en sık attığım slogandı. Hüseyin Cevahir’in mücadelesini ve düşüncelerini merak ediyordum.

Siyasal düşüncelerime ideolojik yön veren ‘’Küba Devrimi Üzerine’’ ve ‘’Bütün Yazılar’’ kitapları teorik olarak siyasal görüşüme yön verdi.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑