Makaleler

Published on Kasım 4th, 2020

0

Sürgünün hasreti bitmez (4) – Erdal Boyoğlu


Sürgün’e gelen ilk sosyalistler, Sürgün‘de ölen sosyalistler, Sürgün’de sol içi ve dışı  öldürenler, Sürgün‘de siyasi ayrılıklar , 12 Eylül Sürgünleri:  Kimler geldi kimler geçti?
Sürgün’ yazı dizisinin bugün son bölümünü yayınlıyoruz.    

Hasret duyguları her daim depreşir, yürekleri bir hüzün kaplar. İnşaatlarda kaçak çalışmaya hazırlananlar olur. Her bahar kaçak işte çalışmanın heyecanı yaşanır. Acımasız çalışma koşullarının başlıca yerleri inşaat işleri ve konfeksiyon atölyeleri.     
Evet, neydi sürgün? Bazı sıkıntılardan kopup “refah”ın sıcak kollarına koşmak mı? Yoksa zoraki ve katlanması zor, ucu ucuna bir yaşam mı? Özlem mi, mutsuzluk ve yalnızlık mı? Sürgün yeri geçici bir kimlik mi?  
İşte tüm bu aranılanlara yanıt ise, farklı toplumlarda ve farklı ortamda yaşamanın bir bedeli olmasıdır.   

Sürgün, kültürel farklılığı, mutsuzluğu ve yalnızlığı da yaşatır. Aklında, duygularında, ruhunda yaşadığını sokağa çıkınca yaşayamamak, senden uzak olanı, dokunamadığını, ama seni sen yapan şeyi dışarıdan yaşamaktır.  
İşte sürgün  yaşam… zaman kum saati gibi akıyor  
ve  hala hasret acısı…    

Sürgüne ilk gelen sosyalistler 

Abidin Dino, Güzide Dino , Fahrettin Petek, Neriman Petek, Misak Manuşyan, Zekerya Sertel, Sabiha Sertel, Nazım Hikmet, Zeki Baştımar, Cegerhun, Aram Tigran, Doğan Özgüden, İnci Tuğsavul ilk  kuşak sosyalist sürgünler. 

Sürgünde yitirdiklerimiz  

  Nazım Hikmet-1963- Moskova , Fahri Erdinç, 1984- Sofya, Abidin Dino -1991- Paris, Güzin Dino, Paris, Zeki Baştımar, 1973- Doğu Almanya, Aram Pehlivan,2001- Leipzig, Dr. Hayk Açıkgöz- 2001- Leipzig , Ziya Yamaç -Sofya, Yılmaz Güney -1984 -Paris, İsmail Bilen -1985- Doğu Almanya, Dr Hikmet Kıvılcımlı,1971-Belgrad, Necil Togay- Budapeşte , Zekerya Sertel- Paris , Sabiha Sertel Bakü,  Baytar Salih Hacıoğlu Sibirya, Affen Hikmet – Moskova, Behice Boran- 1987-Brüksel, Hamdullah Erbil-1992- Hamburg, Sümeyra Çakır -1988-Fransa, Şaban Şen-1992 Almanya, Cemal Kemal Altun-1983-Almanya, Muhammer Özdemir-1987- Almanya, Ömer Evigen-Viyana, Erol Sever-İsveç, Apdullah Aksay-2001- Viyana , Ahmet Kaya-2000- Paris , İbrahim Sevimli -2002-Hannover, Mahmut Baksi-2001-İsveç, Fakir Baykurt-1999- Almanya, Mazlum Eren- İsviçre, Sabri Boyoğlu-1999-Viyana, Şirin Cemgil-2009-Almanya, Enver Karagöz-2008- Almanya, Adnan Keskin 2010- Almanya, Fahrettin Petek 2010. Paris. Neriman Petek .2017 Paris, Dursun Karataş, 11.Ağustos 2008.Hollanda, Ahmet Karlı- Paris, Asım Özçelik-İsveç, Enver Türkoglu-İsveç , Rafet Koparan, Paris, Yaşar Aldim-Hollanda. Cemal Kavlak, Avusturya. Raşit Yurdakök, Stokholm 2016, Garbis Altınoğlu 2019 İsveç, Teslim Töre İsviçre 2019, vd…. 

Sürgünde öldürülen mülteciler 

Kemal Özgür,1984. Fransa, Fransız faşistleri tarafından öldürüldü. 

Mustafa Şahpaz, Fransa-Paris 1985, sol içi çatışmada öldürüldü 

Mustafa Aktaş, Fransa 1985,  sol içi çatışmada öldürüldü 

Hüseyin Akagündüz, Almanya.1986.  sol içi çatışmada öldürüldü 

Kürşat Timuroğlu, Almanya 1986,  sol içi çatışmada öldürüldü 

Aydın Erol, Almanya-Hamburg 1987  sol içi çatışmada öldürüldü 7,  

Ahmet Aydın, Almanya-Münih 1987,  sol içi çatışmada öldürüldü 

Düzgün Aksakal, Paris,1987 , sol içi çatışmada öldürüldü. 

Hüseyin 1989 İsviçre- Frieburg sol içi çatışmada öldürüldü.   

Mehmet Tayanç, İsviçre-Cenevre. 1990 sol içi tartışmada bıçak darbeleriyle öldürüldü 

Paşa Güven, Fransa /Paris 1990, bir dönem savunduğu örgüt tarafından öldürüldü. 

Erol Şakar, Almanya-Berlin 1993, sol içi çatışma da öldürüldü.   

Hakkı Şenli, İsviçre-Zürih 1993, Evinde öldürüldü. Örgütü ‘’Mit yoldaşımızı katletti’’ diye bildiri dağıtıldı. Ancak örgütü tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı.  

Yülsel Geniş, İsviçre-Bern 1994, bir dönem savunduğu örgüt tarafından evinin önünde pusu kurularak öldürüldü. 

Yüksel Babacan, Fransa-Paris 1994, Konfeksiyon atölyesinde öldürüldü.  

Çetin Gençdoğan, Almanya-Köln.1994. iki sol grup arasında çıkan çatışmada öldürüldü  

Ahmet Hozar, İsviçre-St.Gallen1995. Sol içi çatışma da  evinde öldürüldü.  

Kemal Yazar, Almanya 1996, Sol içi çatışma da Düsseldorf’da kırmızı ışıkta beklerken araba içinde öldürüldü. 

Kenan Demir, İsviçre-Zürih 1999 . Araba içinde tartışma esnasında kaza kurşunu ile sol içi çatışma da öldürüldü.   

Zeynel Aldemir, 1999.İsvicre/Zürih’de ki ölüm olayına bağlantılı, sabah arabasının kapısını açarken arkadan kurşunlanarak öldürüldü.  

Hasan Özen, Viyana.2005. örgüt içi tartışma sonucu bıcak darbeleriyle öldürüldü.  

Bülent Yaman Lozan-İsviçre. 1986 dernek çıkışında  sol içi çatışmada öldürüldü.

Nubar Yalım, Hollanda 1981, (Türk Mit‘i tarafından, evinde öldürüldü) 

Cemalettin Kesim. Berlin 1981( Bildiri dağıtırken Türk faşistleri ve dincileri tarafından öldürüldü)   

Ahmet Köksal, Hollanda 1988 (Türk Mafyası tarafından öldürüldü)  

Ali Özden,16 Haziran 1993 Fransa/Paris’de. Sokakta iki sol  grup arasında çıkan çatışmada öldürüldü.  

Enver Ata, 20 Haziran 1984’de İsveç’in Uppsala şehrinde parkda, örgüt içi tartışma da öldürüldü. 

Zülfi Gök, 7 Ağustos 1984 yılında Almanya’nın Rüsselsheim arabasında öldürüldü. Örgüt içi çatışmada. 


Çetin Güngör, 2 Kasım 1985  Stockholm. Kürt etkinliğinde öldürüldü. Örgüt içi tartışma da öldürüldü. 

Eyüp Kemal Atsız,Danimarka’da. Sol içi çatışma da öldürüldü
Mustafa Tangüner, Danimarka’da. Sol içi çatışma da öldürüldü
Rızgari’ci Emin, Hollanda-Amsterdam’da.  Sol içi çatışma da öldürüldü
Murat Bayraklı, 5 Haziran 1984 günü Batı Berlin’de . Sol içi çatışmada öldürüldü.

Ramazan Adıgüzel, Almanya-Hannover 1988. Sol içi çatışma da öldürüldü
Ali Aka Gündüz, Fransa/Paris’de öldürüldü. Sol içi çatışma da öldürüldü. 

Avukat Mahmut Bilgili ,Hollanda-1987’de Amsterdam’da boğularak öldürüldü. Sol içi çatışmada.  

Mehmet Çimen, 1992 yılının ortalarında Avrupa’ya geldi. 1993’te. Sol içi çatışma da öldürüldü.   

Ali Türk. İsviçre İsviçre-Fieburg. 1997, sol içi çatışmada öldürüldü.    

Erol İspir. Almanya-Köln 1999.  Ülkücü faşistlerin yaptığı dernek baskının da, dernek içinde  öldürüldü. 

Sürgün‘de siyasi ayrılıklar  
  
TKP/ML/TIKKO’dan ayrılanlar 1980-TKP/ML.Bolşevik (Bolşevik Partizan) 1982-TKP/ML.Spartaküs (Bolşevik Partizan ayrıldı) 1982-Mücadele Bayrağı. 1987-TKP/ML.Devrimci Partizan 1988-TKP/ML.DABK (Maoist Komünist Partisi) 1990-TKP/ML. Uzun Yürüyüş.  

TDKP’den ayrılanlar 1986-TDKP.Leninist Kanat . 1987-TDKP. Sosyalist Birlik.  

TKP’den ayrılanlar 1980-TKP-Devrimci Kanat 1979-TKP-İşçinin Sesi (Ramazan Yörükoğlu) 1984-Kurtuluş Yolu( Haluk Yurtsever) Kurtuluş Yolu içinde Devrim grubu olarak bir ayrılık oldu.  

TKP/B 2-Kongresinde TDP adını aldı 1984, 3. kongesinde TDP’den ayrılan İbrahim Seven DKP’yi kurdu. DKP’nin merkezinde yer almayınca  ayrıldı. 

1982-Devrimci Yol iç tartışmalar sonucu İbrahim Sevimli ve Taner akçam iki grup olarak ortaya çıktı. Devrimci İşçi ve Göçmen.  

Devrimci İşçi 1984,  İbrahim Sevimli  ve Göçmen,1985 Taner Akçam  

1993-Devrimci Sol DHKP/C. Dursun Karataş THKP/C. Devrimci Sol. Bedri Yağan 1996-Devrimci Kurtuluş- Yolumuz, 1994(Bir bölgede kariyer peşinde koşan grup olarak tanında ömrü 6 ay sürdü. 

Kurtuluş- Sosyalist İşçi Grubu. Doğan Tarkan  

Partizan Yolu-15 -16 Haziran Örgütü  Sarp Koray

Yaşamı bilen bilir, zor iştir; Sürgün‘de ölmek…  

Fahrettin Petek, tutuklanma tehlikesi söz konusu olunca, Temmuz 1949’da eşine ve yeni doğmuş kızı Gaye’ye hosçakalın demek zorunda kaldı. Ve Fahrettin Petek  Paris’in mozaik yaşamında buldu kendini.  Eşi ve kızına yıllar sonra kavuşabildi ancak. Devlet yakalarını bırakmadı. Fahrettin Petek bilimsel çalışmalarına aynı sabırlılıkla devam etti. Neriman Petek  evinde  terzilik yaparak aile bütçesine katkısını sürdürürken. Fahrettin Petek işi gereği yer yer başka ülkelere gidiyordu. Ancak 1990’ların başına dek bir tek Türkiye’ye gidemiyordu.  

Fahrettin Petek, 1961’de, hem de Türkiye’yi demokratikleştirme iddiasındaki Milli Birlik Komitesi’nin kararıyla Türk vatandaşlığından çıkartıltı. Türkiye’yi 40 yıl sonra tekrar görebildi.
24 Aralık 2010’da Prof. Fahrettin Petek’i Paris’te öldü. 

Paris’te Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya’nın da yattığı devrimciler mezarlığı Père Lachaise’de yapılan cenaze töreninden sonra Petek’in küllerinin bir kısmı Normandiya sahillerinden Atlas Okyanusu’na, bir kısmı da İstanbul’da Boğaz’ın sularına serpilmişti.
Kendisiyle sürgünün tüm çilesini paylaşmış olan eşi Neriman Petek’de 4 Mayıs 2017’de Paris’te öldü.

Nazım Hikmet 

Komünist bir şair, polemik, oyun ve roman yazarı olarak eserleri Türkiye’de yasaklanan, yazdıkları yüzünden yaşamı boyunca 11 ayrı davadan yargılanan Nazım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre hapis yatmıştı. 1950’de genel aftan yararlanarak serbest bırakılmışsa da dışarıda uğradığı baskılar ve komplolar karşısında 1951’de Türkiye’yi terk ederek siyasal sürgünler kafilesine katılmak zorunda kalmış, bu nedenle de Türk vatandaşlığından çıkartılmıştı. Cumhuriyet gazetesi; Bu vatan hainin suratına tükürün“ haberini geçmişti. 

Nazım Hikmet sürgündeyken Moskova’da 3 Haziran 1963’te öldü.  

 ”Dilimin sınırları, dünyanın sınırlarıdır” der Wittgenstein 

Abidin Dino:  Türkiye’den 1951 yında  ayrıldı. Türkiye Komünist Partisi üyesi Abidin Dino, baskılar ve kovuşturmalar nedeniyle Türkiye’yi terk ederek 1952’de Paris’e yerleşti. Abidin’in kısa süreli planladığı ayrılık 20 yıl sürmüştü. 9 ay Roma’da kaldı. Sonra da Paris’e geçti. Picasso ve Tzara ile buluştu. Bir söyleşisinde  Burada, Fransa’da yaşadığımı söyleyemem. Burada, Türkiye’yi yaşıyoruz”. Çünkü burada vatan hasreti çekme konusunda yalnız değildi. En büyük aşkı Güzin yanındaydı. Güzin ile  duygularını paylaşıyordu. Nazım Hikmet de gelip gidiyordu yanına.  Zaman zaman Vera Tulyakova’nın da eşlik ederdi. Nazım’la sohbetleri, hep memleket hasreti üzerineydi. 

Nazım Hikmet bir şiirinde  Abidin Dino’ya soruyordu: 

“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” ve ekliyordu da:“İşin kolayına kaçmadan ama”. 

Abidin dino’nun da eli kalemine gitti ve karşılığını şöyle verdi: Bağrımıza bassaydık seni,Yapardım mutluluğun resmini.. 

7 Aralık 1993’te, Paris’te yaşama gözlerini kapadı. Özlemini çektiği İstanbul’a getirildi cenazesi. Aşiyan’daki aile mezarlığına defnedildi. 

Güzin Dino: Paris’e ilk göç eden isimlerden Abidin ve Güzin Dino çifti, 1943 yılında Adana’da sürgün yıllarında evlendiler. Güzin Dino  1954’te eşinin yanına gitti.   

Fransa’nın Tübitak’ı CNRS’de çalışan ve Doğu Dilleri Enstitüsü INALCO’da öğretim üyeliği yapan Güzin Dino, Nazım Hikmet ve Yaşar Kemal’in eserlerini Fransızcaya çevirerek, Fransızlara Türk edebiyatını tanıttı. Çevirileri, birçok büyük yayınevi tarafından yayınlandı, Güzin Dino, Fransa Uluslararası Radyosu’nun (RFI) Türkçe bölümünün de uzun yıllar yöneticiliğini yaptı. 

Güzin Dino, Abidin Dino ile geçirdiği günleri, Türk siyasetini ve Nazım’lı anılarını yeni nesillere aktardı.  

Dilbilimci, çevirmen, yazar Güzin Dino Paris’te 103 yaşında 2013’de yaşama veda etti.  

“O ülke değerli insanlarının kıymetini hiç bilmedi” diye yakındı hep. 

Zekerya Sertel: Tan gazetesi  faşizm karşıtı ve CHP’li tek parti iktidarına muhalif olan bir gazeteydi. Cumhuriyet Gazetesi’nden sonra en yüksek tirajlı günlük gazete oldu. 

Sahibi olduğu Tan gazetesi yakıldı. Matbaanın makinaları parçalandı. Tan gazetesine saldıranlar arasında Süleyman Demirel’de vardı. Sertel’lerin yazı yazması engellendi, yaşamları tehdit altındaydı. Tek Parti döneminde  baskılar her geçen gün artması üzerine eşiyle birlikte Türkiye’yi zorunlu terk etti. Önce Paris ve sonra Bakü’de kalan Zekerya Sertel, eşinin ölümü üzerine yeniden Paris’e yerleşti. Sürgün yaşamı kitap yazmakla geçirdi.  

1996 yılında Zekeriya ve Sabiha Sertel’lerin adını yaşatmak için kızları Yıldız Sertel ve Hilla Ünalmış Duda tarafından Sertel Vakfı kuruldu. Vakıf tarafından her yıl demokrasi alanında en iyi çalışmayı yapan gazeteci ve bilim insanları ile kurumlara Sertel Demokrasi Ödülü verilmektedir. Zekerya Sertel, 11 Mart 1980 günü Paris’te yaşamını kaybetti. 

Sabiha Sertel: Cumhuriyet döneminin ilk kadın gazetecilerinden Sabiha Sertel’in yaşamı tarihe bir nottur.

Sürgünlerle geçen bir ömürdür Sabiha Sertel. Yaşamı tutuklanmalar ve bunlara direnen bir çalışma azmi, özgürlük uğruna karşılaştığı zorluklarla geçmiştir. Türkiye’nin basın hayatında unutturulamayacak bir yere sahiptir.  Sabiha Sertel, gerek anılarında gerek makalelerinde bir kadın ve bir toplumcu olarak demokrasinin kurulması için uzun erimli bir mücadelenin öncüsü olmuştur. 1950’de zorunlu olarak yurtdışına çıktı. Sürgün yaşamı  Paris, Budapeşte, Moskova ve Bakü’de geçti. Türkiye Komünist Partisi’nin çalışmalarına katıldı. TKP’nin sesi olan Budapeşte Radyosu’nun Türkçe yayınlar servisinde çalıştı. 2 Eylül 1968 tarihinde  Bakü’de yaşamını yitirdi.  

Cegerxun; 

Cegerxun, şiirlerinde ve yazılarında  özgürlük konularını işler.  Sömürünün olmadığı bir dünya ister. Cegerxun için en  gerçek özgürlük; sınırların olmadığı, emeğin ve emekçilerin yönettiği bir yaşamı insanlık kavgası yapmıştır.  Şiirleri ve yazıları emekçilerinin yaşadıklarını yansıtır. 
1924 yılında yazmaya başladığı şiirlerine seçtiği imza olan “Cegerxun/ciğeri kanlı” nasıl çektiği acıların özeti oldu. Sosyalist düşünceyi savunduğundan dolayı devlet tarafından başına gelmedik sorun kalmadı.  
 
Cegerxun, şiirlerini dünya yoksulları için yazdı. Savaşa karşı barışı önerdi. Savaşların asıl galibinin zenginler olduğunu vurgulayarak, tüm ezilenleri birleşmeye çağırdı. 
Cegerxun, özgürlükten söz ettiğinde, sömürünün olmadığı bir özgürlüğü anlattı. Yaşadığı günlerin acılarını, böyle bir dünyanın özlemiyle dengeler. 
  

İlhan Koman; Sosyalist düşünceye sahip insan hakları ve özgürlükler savunucusuydu.

İlhan Koman’la 12 Mart 1971 darbesinden sonra Stockholm’e yerleşti.  İsveç’te  askeri cuntaya karşı direniş çalışmalarına fiilen katıldı. İs­veç’te Doğan Özgüden, İnci Tuğsavul, Güneş ve Barbro Karabuda ve Arslan Mengüç’le birlikte Türkiye Komitesi’nin kuruluşunda yer aldı. 

1970 li yıllarda İsveç’e iltica eden devrimcilere  sonuna kadar sahip çıkan, tüm dertlerine çare olan İlhan Koman’dı. 

İlhan Koman bir başka özelliği de soğuk damga yapma tekniğini bilmesiydi. Bu sayede Avrupa pasaportları üzerinde fotoğraf değişikliği yaparak Türkiye’de başı dertte olan bir çok devrimcinin yurt dışına çıkabilmesine yardımcı oldu. 

İlhan Koman sağlık sorunlarına rağmen yaşamının sonuna dek yaratıcı oldu hep. Yaşamı sevdi, dolu dolu yaşadı. 

Stokholm’da Mimarlık Yüksek Okulu önündeki “Leonardo’ya Selam” heykeli ile İstanbul/ Zincirlikuyu’daki Akdeniz Heykeli kendisinin en beğenilen eserlerindendir. 

Dünya çapında üne sahip heykeltraş İlhan Koman 30 Aralık 1986’da, İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşama veda etti. 

Sürgün olmak, yarım olmak, sürgün olmak özlemle yaşamak, sürgün demek geride bırakılana uzaktan bakmak anlamına geliyor bu insanlar. 
Pere Lachaise gibi yılda milyonlarca insanın ziyaret etttiği bir mezarlık da olsa ne Yılmaz Güney ne  Ahmet Kaya ne de sürgün olmuş binlerce insanın tercihi olmazdı.  

Sürgün yıllarındaki kahredici çalışmalar acıdır, özlemin, hasretin dışa vuruşudur.

 Aram Tigran; Sürgünde doğan, sürgünü yaşayan ve ömrünü sürgün de tamamlayan insanlardır. Bu insanlardan biri sanatçı Aram Tigran’dır. Tigran, Yunanistan’ın başkenti Atina’da 8 Ağustos 2009’da geçirdiği beyin kanaması sonucu 75 yaşında yaşamını yitirmişti. Tigran’ın son vasiyeti çok sevdiği ama bir türlü gidemediği topraklarda gömülmekti ama egemenler cenazesinin halkıyla buluşmasını tehdit olarak gördü ve Tigran’ı Amed’e sokmadı. Şimdi mezarı Brüksel’de olsa da Tigran eserleriyle yaşamaya devam ediyor. 
Kürd müziğine yaptığı besteler ve katkılarla kendine ait bir ekol yaratan Ermeni kökenli sanatçı Aram Tigran, cümbüşüyle halkların ortak ezgilerini dile getirdi. 
Kürd edebiyatı sürgün edebiyatının çocuğu olarak da değerlendirilir. Kürdlerde sürgün edebiyatından bahsedilirken, anılması gereken bir isim de Olaf Palme’dir. Çünkü Kürdlere, Kürd edebiyatın gelişmesine en büyük desteği sundu. 

Zeki Baştımar; Ömrünün kesintisiz 50 yılını Türkiye Komünist Partisi’nin saflarında geçirdi.
1951 Tevkifatı” adıyla anılan Türkiye Komünist Partisi davalarında en büyük cezayı o almıştı. On sene hapis ve sekiz sene dört ay Amasya’da nezaret cezası aldı. Tutuklandığında Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi üyeliği görevini yürütüyordu. Parti içindeki kod adı “Yakup Demir” olan Zeki Baştımar yurt dışında TKP Genel Sekreteri oldu..
TKP kadroları 1960 yılında yurtdışına çıkarak partiyi yurtdışında yeniden örgütledi. Doğu Almanya’da Bizim Radyo‘yu kurdu.
Zeki Baştımar 18 Kasım 1973 yılında Doğu Berlin’de hastahanede öldü

Misak Manuşyan; 1 Eylül 1906 tarihinde, Adıyaman’da doğdu.1915 olaylarında, kardeşleri dışında tüm aile fertlerini kaybeder. Babası Kevork’u 1915 katliamında, annesini, tehcir sırasında Ermenilerin ölüm yolu olan Suriye’nin Der-Zor çölü yollarında kaybeder. 

Misak Manuşyan ve ağabeyi Garabet’in çocukluk yılları önce Suriye de daha sonra ise, Lübnan da bir Ermeni yetimhanesinde geçer. Misak ağabeyi ile birlikte 1925 yılında Fransa ya göç eder, önce Marsilya’ ya, daha sonra Paris’e yerleşirler. 

1930 yılında “Çank” (Çaba) adlı edebi dergiyi yayımlamaya başlar. 1933 yılında Fransa Komünist Partisine üye olur. 1937yılında partinin merkez idare kurulu üyesi seçilir, aynı yıl “Zanku” adlı haftalık dergide şiirleri yayınlanır. 

Paris’de Polonyalı Yahudi Sosyalist Joseph Epstein ile Göçmen İşçiler Partizanlar Kolu’nu kurdu.  

Naziler, her yerde Manuşyan’ı arıyorlardı, yakalamak için binlerce afiş bastırdı. Nazilerin bastırdığı afişte Misak Manuşyan için; “çete lideri” ifadesi kullanılmıştı.  

Naziler ,Adıyaman’ın yiğit evladı Ermeni devrimci , özgürlük savaşcısı, faşizme karşı mücadelenin öncüsü ve şair Misak Manuşyan  23 yoldaşı ile 21 Şubat 1944’te kurşuna dizilir. Missak Manuşyan, kurşuna dizilmeden önce, “yaşarken son bir dileğiniz var mı’’ diyen Nazi subayına; “BİZLER YAŞAMI UĞRUNDA ÖLECEK KADAR SEVİYORUZ” demişti…  

Sürgün zamanlar çok acıdır. Bunun adı evrensel acıdır.  

Mehmet Uzun ;  

Sürgünün yarattığı bir edebiyatçı Mehmed Uzun. Yitik Bir Aşkın Gölgesinde adını taşıyan romanının ön sayfasına, ” Hasan Cemal, sürgünden söz etmek hep zordur, söz gırtlakta kalır” diye yazdı. Sürgün yaşamı Stockholm’de geçti.  Kürt edebiyatına önemli katkıları olan bir yazardır. Kürtd dilini edebiyata kazandıran ve dünyaya tanıtan bir kürd romancısı, Mehmet Uzun diyor ki “Kürdçe konuştum tokat yedim” varın gerisini düşünün.  


12 Eylül Sürgünleri: Kimler Geldi Kimler Geçti!    

  
Gülten Çayan, Mihri Belli, Sevim Belli, Şanar Yurdatapan, Melike Demirağ, Vedat Türkali, Cem Karaca, Selda Bağcan, Fatoş Güney, Tuncer Kurtiz, Halit Erdem, Engin Enginer, Hamza Yalçın, Teslim Töre, Mahir Sayın, Bülent Uluer, Edip Eranıl, Behsat Şakar, Yıldız Sertel, Tayfun Bilgin, Hayrettin Can, Ayhan Pakyürek, Dervişe Bayraktar, Taner Akçam, Dursun Akçam, Veysi Sarısözen, Servet Tanelli, Serol Teber, M. Selim Çürükkaya, Hüseyin Yıldırım, İsmail Metin Ayçiçek, Fuat Saka, Aşık Zamani, Aşık Nurşani, Ali Asker, Emekçi, Ozan Reçber,Mehmet Koç, Ferhat Tunç, Nihat Berham, Ataol Berhamoğlu, Demir Özlü, Hüseyin Şenol, Nizamettin Arıç, Şivan Perver, Gülistan Perver, Beser Şahin, Ömer Özsökmenler, İrfan Cüre, Hüseyin Balkır, Hasan Şensoy, Ayşe Hülya Özzümrüt, Sefa Kaçmaz, Ömer Özturgut, Suat Bozkuş, Anjel Açıkgöz, Orhan Yıldırım, Naci Kutay, Tarık Ziya Ekinci, Serhat Dicle, Ekrem Aydın, Sendikacı  Atilla Keskin, Mehmet Asal, Aktan İnce, Garbis Altınoğlu, Bedri Yağan, Dursun Karataş, Fethi Erbaş, Muzaffer Oruçoğlu,Cafer Cebe, Yalçın Cerit, Nutettin Yalcın, Ziya Yurtsever, Dr.Bilge Gökic, Mustafa Satış, Ahmet Erol. Ferudun İhsan Berkin, Ömer Polat, Yücel Feyzioğlu, Tekdaş Ağaoğlu, Yusuf Ziya Bahadınlı, Kemal Burkay, Serhat Bucak, Orhan Temur, Nebi Yağcı, Nihat Sargın, Haluk Yurtsever, Yalçın Küçük, Doğan Özgüden, Ahmet Kaçmaz, Gültekin Gazioğlu, Münir Ramazan Aktolga, Yusuf Küpeli, Orhan Savaşcı, Zülfü Livaneli, Sarp Koray, Ayşe Emel Mesci, Remzi Kartal, Ali Yiğit, İbrahim Seven, Zübeyir Aydar, Nihat Akseymen( Ramazan Yürükoğlu), Nazlı Çağlayan, İrfan Yavru, Mihraç Ural, İrfan Dayıoğlu, Süleyman Polat, Yaşar Kaya, Nizamettin Toğuç, Ali Haydar Yılmaz, Ali Haydar Cilasun, Rıza Aslandoğan, Abdul Kadir Konuk, Temel Demirer, Etem Ete, Ercan Karakaş, Aybars Tekin, Can Yoksul, Orhan Kotan, Necati Mert, Necati Şahin, Niyazi Baloğlu, Turgut Öker, Ozan Ceyhun, Faruk Şen, Hakkı Keskin, Yaşathak Aslan, Yasin Ketenoğlu, Neşat Ertaş, İbrahim Çenet, İbrahim Yalçın, Kani Yılmaz, Yavuz Yıldırımtürk, İbrahim Bingöl, Alişan Yalçın, Ahmet Kahraman,Mustafa Çakar, İbrahim Özkan, Gürbüz Güneş, Hüseyin Karaguş, Doğan Akhanlı, Faruk Kızılaslan, Burhan Yaman, Zahide Genç, İhsan Bakış, Veli Balaban, Mehmet Yücel, Selim Kellecioğlu, Kerim Mete Sonatılgan, Nuray Bayındır, Mehmet Günes, Mehmet Karaca, Kemal Daysal, Sıtkı Çoşkun,  Nedim Tarhan, Enis Çoşkun, Ahmet Muhtar Sökücü, Fevzi Karadeniz, Ömer Ağın, Servet Demir, Merve Şimşek, Hayri Ata, Seval Seran, Süleyman Üstün, Barış Pir Hasan, Haydar Çınar, Hülya Çınar, Mustafa Şahin, Yaşar Miraç, Heval Gani Cansever, Oya Baydar, Aydın Engin,  Hüseyin Çakır, Dilruba Yenen,  Aydın Gün, Habib Bektaş, Doğan Gürsev, Yüksel Selek, Aydın Senesen, Berrin Uyar, Ertan Uyar, Cahit Baylav, Metin Denizmen, Yücel Çubukcu, İlhan Gecit, Recep Orduseven, Metin Gür, M.Ali Akyiğit, Gönül Dincer, Eşref Okumuş, Celal Güney, Zülfikar Doğan, Erdal Talu, Seyda Talu, Aynur Hayrullahoğlu, Sıdık Yıldız, Neval-Kemal Yıldız, Meral Taygun, Beria Önger, Haluk Tan, Bahattin Seven, Alattin Kılıç, Zuhal Kılıç, Cevdet Kocaman, Ayse Çoskun, Baki Goncü, Mehmet Boz, Nurten Boz, Necmettin Meric, Gül Meric, Dr. Mustafa Aydın, Dr. Demet Aydın, Ünal Dogan, Cemal Hayri Poyraz, Gencer Ucar, Cemal Kiral, Alattin Taş, Muhammer Toprak, Nazih Bostanci, Fikter Demir, Karabey Kalkan, Avni Kalkan, Dr. Bora Küçükyalçın, Mahmut Deger, Selahattin Kaycı, Kenan Öztürk, Mehmet Kocademir, Hasan Özcan, Hamdi Maskar, Murat Toprak Disk, Suat Esinsen. Sendikacı, Kasım Yeşilgül, Güner Türkoglu. sendikacı, Akat Sağıner.sendikacı, Tayyar Alaca, Şeref Yıldız ,Nedim Hazar, Ziya Acar, Osman Sakalsız, Zeki Kılıç, Orhan Sillier, Yücel Yeşilgöz, Yavuz Çizmeci, Dr Salih Erdur, Ahmet Kardam, Ali Atakan, Yalçın Yusufoğlu, Can Açıkgöz, Mehmet Özdemir, Şeref Aydın, Bayram Ayaz, Ali Develioglu.   
  

Sürgünde yaşam, unutmalar ve hatırlamalarla sürüp giden bir süreçti. Ama bazı hatıralar vardır ki, yerli yerinde donup kalır. Bellekten hiç silinmez. Gün olur, o hatırlamayı, hatırlatmayı oluşturan kareler gözümüzde sabitleşir, gitmez. Yıllar geçse de eksilmezler, bazen bir resim çıkagelir, masanızın önüne konuk olur. Sınıf kavgası dediğimiz o zaman diliminde çok keskin devrimciler vardı. Devrim için devrim adına yola çıkmışlardı. Bugün dönüp geriye bakıldığında, isimlerini saydıklarım arasında kaç kişinin yüreğinde devrimci dayanışmanın inadı ve aşkı atıyor hala. Sürgünde yaşamak biraz da devrimci irademizi sınadı. Bizi sınıf mücadelesiyle, bizi kendimizle yüzleştirdi.   

Tarihle yüzleşilsin derken, kendi tarihimizle de yüzleşmemiz gerekmiyor mu? Sadece mağduriyet üzerinden gidilebilir mi? Örgüt-parti iradesiyle sloganlar keserken, ne kadar adaletli olabildik? Kendimizi ne kadar aşabildik? Eşitsizliğe karşı çıkarken, insan olmayı ne kadar başarabildik?  
Kendisiyle yüzleşecek ve gereğini yapacak çok sayıda cesur devrimci var. Avrupa’nın tüm olanaklarına rağmen yürekleri hala pırıl pırıl eşitlik ve adalet için insan sevgisiyle dolu olduğunu bilmek  yaşamak için umut veriyor.    

Ama körelmiş duygular altında, yabancılaşmanın gölgesinde yaşayanlara kimse şaşırmamalı. Sürgün de bu havayı yaşayan ve isimlerini yazdıklarım arasında sosyolojik parçalanmanın ve düzenle bütünleşmenin, düzen politikacılığına soyunanların var oluşuna da kimse şaşırmamalı. (İsimlerini bildiklerimi yazdım, yazamadığım daha binlerce insan var)   

Giderek çetrefilleşen ve kontrolü zorlaşan yaşam bizleri, düne ilişkin aynayı karşımıza almaya, bu bağlamda dünümüz ve gerçekliğimizden dersler almaya zorlamaktadır. Kurmayı düşlediğimiz dünya ile yaşadığımız gerçeklik (sürgünlük) arasındaki büyük açı farkı, bizi daha büyük bir özene zorlamaktadır. Dolayısıyla ölümden öte kayıplarımız olan o güzel insanlara, yüreği eşitlikten ve adaletten atanlara sevgilerimle, saygılarımla.   

SINIRLAR VEDALAŞIR
yalnızlık zor gelir
giden gider
arkadan bakana ne sızılar bırakır.
içinde yaşatsan da nafile
kalır umutlar yarıda
başka dünyalar kurulur
sıralı sırasız biçimli biçimsiz
yeni hüzünler oluşur
zamanlı zamansız bir yerlerde
bir tutam arzu
sınırlar vedalaştırır seni her defasında
bakışlar arar yoldaşları
yürek çeker duygular
yaşansaydı…..
mutsuzlukların kaçtığı
canımızın yandığı
tesellilerin doluştuğu kucak
sıcak hep sıcak kalırdı
istediğin beklendiğin yerde
kopmak istemesen de
kaç kez denesen de
yenilgiler adımlanır
kaldırıma gölge düşer
bakarsın arkana
düşlerin öznesi kalır… 


Erdal Boyoğlu – 04.11.2020


Serinin üç bölümünün linkleri için tıklayın:
1- https://www.avrupademokrat.com/surgun-gocmen-ellerde-sanat-ve-medya-i-erdal-boyoglu/

2- https://www.avrupademokrat.com/surgunde-medya-emekcileri-ve-akademisyenler-ii-erdal-boyoglu/

3- https://www.avrupademokrat.com/surgunde%e2%80%afyasamak-iii-erdal-boyoglu/

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑