Makaleler

Published on Haziran 22nd, 2021

0

İstanbul Seçimleri de güzelleştir(e)medi | Hüseyin Şenol


İki yıl önce, “Her şey çok güzel olacak” denerek umut bağlanan seçimlerden sonra “Her şey çok daha berbat” oldu. Kurtuluş; İmamoğullarında, Kılıçdaroğullarında, hele hele Akşenerlerde kesinlikle değil, halkların kendi devrimci öz gücündedir.

Tam iki yıl geçti, 23 Haziran 2019 İstanbul Yerel Seçimleri’nin üzerinden. Tam bir yıl önce, “Her şey çok güzel olacak” sloganıyla yola çıkan CHP, daha doğrusu CHP ile İYİ Parti’nin ortaklaşa kurduğu Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Belediye Başkanlığı’na seçilmesi…

 Faşist İYİ Parti ile kurulan ittifaka oy verilmemesini ve bu parti için “bağrımıza taş basmamamız gerektiğini” savunmuştum. Seçimler öncesi “Faşistin İYİsine de oy yok”, “Bozkurtların kardeşliği” gibi başlık ve içeriklerde çok sayıda yazı yazdım. Bu dönem, bana göre devrimci-sosyalist hareketin de bir sınavdan geçtiği dönemdi.

Yine her seçimde olduğu gibi, büyük oy soygunuyla sonuçlanan 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri ve 3 ay sonra “yenilenen” İstanbul Seçimleri için de görüşüm aynıydı. “Bir faşiste karşı diğer faşisti desteklemek bizim işimiz olamaz” ve CHP için de “masaya oturmazsa asla” demiştim. Zaten, İYİ Parti ile ittifakı, benim için “masa” olasılığını da ortadan kaldırmıştı. Faşistlerle masaya oturulamaz. Yani bu olasılık da maalesef ortadan kalkmıştı.

“Muhatap kabul edip, masaya oturmadan asla” dediğimde, bir kesim beni topa tutarken, bir kesim de “Kamuoyu önünde olmasa da, görüşülüyor” şeklinde, açıkta yazmaktan korkup, ama sesli olarak benim gibi düşünenlere, hem de “kızgın” bir şekilde söylüyorlardı. Amaç, görüşü itibarsızlaştırmaktı.

Halbuki ben, beni eleştirenlerle beraber 10 Ağustos 2014 Seçimlerinde CHP ve faşist parti MHP’nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’na da oy verilmemesi gerektiği yönünde görüşümü ortaya koymuştum. İnce konusunda da, görüşüm aynıydı. Bu cumhurbaşkanlığı seçiminde de Selahattin Demirtaş adayımızdı ve olası ikinci tur da değerlendirmelerimiz arasındaydı. Demirtaş olmazsa, tercihim yine de 2014’teki seçimde ne Ekmeleddin, ne de 24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde de oy verebileceğim -çok az ihtimal de olsa- “Faşist Meral Akşener olamaz” demiştim. Yani hiçbir zaman ve koşulda bir faşiste karşı, diğer bir faşist bizim adayımız olamaz. Muharrem İnce de vardı tabii ki adaylar içinde. O konuda da, CHP’ye yaklaştığım gibi yaklaşmıştım ve özetle şöyle demiştim: “Şimdiden meydanlardaki diline dikkat etsin ve ikinci turda da masaya otursun, bakarız”

Benim için hala doğru bir alternatif de olabilecek olan “Boş oy tavrı” meselesine şimdilik girmiyorum. Boykotun da “koşulları” zaten yoktu.

Aksini ispat için, hala her alanda ter döküyorlar

Yandaş medya ve “ulusalcı” kanallara çıkan CHP’liler, yöneltilen sorulara karşı, kesinlikle HDP ile gizli de olsa bir ittifak içerisinde bulunmadıklarını ispatlamak için ter döküyorlardı. İYİ Parti’nin açıktaki tavrı ise, çok daha çirkindi ve faşiste yakışır biçimdeydi. HDP ve bileşenleri de açıktan görüşüldüğünü yazıp çizmiyordu.

            Ben de o dönem, üyesi olduğum HDP bileşeni partimin de bu görüşe, yani Millet İttifakına oy çağrısına karşıydım ve tartışmaları takip eden bilir; son güne kadar bu konudaki görüşümü savundum. Hatta bugün haklılığım kanıtlanmış olarak, daha çok savunuyorum ve keşke “Sesimi daha da gür çıkarsaydım” diye düşünüyorum. Haksız veya hatalı bir değerlendirme olsaydı, çıkar özeleştirimi de yapardım. Ama, aksini savunanlar buyursun lütfen! Gizli gizli, çaktırmadan değil, “açıkça” verilmeli özeleştiriler. Koca koca yazıların bir yerinde, tek cümlelerle değil, eğer tarihe doğru dürüst not düşülecekse, açık açık ve uzun uzun yapılmalı bu özeleştiriler. Yapalım ki, ilerleyebilelim.

Faşist İYİ Partiyle ve masaya oturmayan, üstüne üstlük inkar eden CHP’yle olmayacağını savundum. Onurdan, gururdan bahsettim. Belki o dönem, büyük çoğunluğu sessiz olan az sayıda yoldaş ve genel olarak “AKP’nin gitmesinden medet uman” kişiler bugün farklı düşünüyor. Bugün de, o dönem olduğu gibi, şimdi de yılmadan savunurum bu görüşü ve kesinlikle benim gibi düşünenlerin sayısı çok daha büyük oranda olur. Çünkü bana göre bu, sadece bir seçim değil, aynı zamanda devrimci tavır ve duruşun da göstergesi olması açısından çok önemliydi. Yoksa sorun, bağrımıza taş basarak çözülemez ve açıklanamaz.

O dönemim de bugünün de doğru tavrı neydi?

Geçtiğimiz yıl HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Artık kimse kapalı kapılar ardında HDP ile ittifak görüşmeleri yapmayacak, yapamayacak. Halkımız bunu kabul etmiyor. Halkımız, şeffaf, açık bir ittifak istiyor. Bunun için kapımız bütün muhalefet partilerine açıktır” dedi.

Yine, bana göre özeleşti mahiyetinde bir açıklama da Selahattin Demirtaş’tan geldi geçtiğimiz günlerde. Yani Demirtaş Mart 2019’taki seçim mesajında “Gerekirse bağrınıza taş basın, mutlaka sandığa gidip ‘Faşizme hayır’ anlamına gelecek oyunuzu kullanın.” derken
Haziran 2021’de, yani geçtiğimiz günlerde “İki kötüden birini seçmek zorunda değiliz” açıklaması yaptı.

Ben ne demiştim ve benim günahım neydi?  

Demirtaş o zaman mı haklıydı, yoksa şimdi mi? Bana göre, o dönemde de çok sık dillendirdiğim gibi; o açıklama ve o şekilde tavır alanlar büyük hata içinde oldular. Demirtaş’ın şimdiki açıklamasını o dönem için “doğru” bir tavır olarak ben ve çok sayıda kişi de savunmuş, bunun sonucunda ağır bir şekilde eleştirilmiştik.

Neyse, şimdi “Koşullar farklı olduğu için doğru bir tavır değildi” denecek şu söylediklerime. Belki haklılar, çünkü, kendi mantıklarına göre, o “yanlış” tavrı şimdi daha bir hararetle savunmalılar. “Koşullar”, o döneme göre çok daha ağır.

            Yanılıyorsunuz!

            İki yıl önce söylediğim gibi; geçen yıl Buldan’ın “Artık kimse kapalı kapılar ardında HDP ile ittifak görüşmeleri yapmayacak, yapamayacak. Halkımız bunu kabul etmiyor…” ve geçtiğimiz günlerde de Demirtaş’ın “İki kötüden birini seçmek zorunda değiliz” tavrı o dönemim de bugünün de doğru tavrıdır.

Güzel olan ne?

“Her şey çok güzel olacak” dendiğinde, ben de “Keşke öyle olsa. Ama maalesef, hep birlikte görecek, çok daha kötü günleri hep birlikte yaşayacağız” demiştim. Yine “maalesef” diyorum ve tarih beni doğruladı. Keşke, halkımız adına durum farklı olsaydı da ben yanılsaydım. Her şey o kadar kötü ve çok daha berbat oldu. Tabii ki sorun sadece İmamoğlu’yla açıklanamaz, ama ona oy vermemizi de gerektirmezdi; hem de içinde faşist İYİ Parti’nin de olduğu bir ittifakın, yani Millet İttfakı’nın adayı olarak. “AKP-MHP iktidarının da kurtuluşun tek yolu”, “Faşizmin kurumsallaşmasının son adımı” gibi değerlendirmelere yönelik de, o dönem olduğu gibi, devamı yazılarımda da sık sık değinerek, genel olarak faşizm üzerine görüşlerimi sürekli aktardım.

Ekrem İmamoğlu hakkında yazmaya devam edeceğim. İmamoğlu’nun neleri yap(a)madığına değinirken, onun fetih kutlamalarına, faşistleri ve soykırımcıları anma işine de, merakına da değinmeye devam edeceğim.

Bunların kınamaları bile ayrımcı.

Sağlı-Sollu birçok siyasi parti lideri ve kişi de İzmir HDP’ye saldırıyı kınarken “faşizme lanet okuyamadılar. Bunlardan en ilginci de “İmamoğlu’nun kınaması: Faşist katliam var ve faşizmi lanetlemek yerine o mesajının sonunda “bu ülkeyi böldürmeyeceğiz” diyor… Kınaması bile samimi olmayan İmamoğlu’nun “farklı” oynadığı aşikar. Bu onun hakkı tabii ki, ama bu “oyunda” biz ona katkı sunmak zorunda değiliz.

Sağa-sola göz kırpan İmamoğlu’nun neye ve nereye oynadığı ortada. Bu durum, öncelikle CHP’nin sorunu, ama biz de kendimize dert edinmeliyiz bu durumu.

Önümüzdeki seçim ve diğer çalışmalarda, umarım yeni ve yeniden bir başlangıç olur, bu kötü tavır ve yaklaşım gider, yerini sosyalist mücadeleye kazandıracak bir yaklaşım alır. Yeni yaklaşım, benim olmasın fark etmez, ama Buldan ve Demirtaş’ın şimdiki tavrı olmalıdır.

HDP’nin kapatılmak istenmesi konusunda da ne CHP’yi, ne Saadet’i, ne Deva’yı, ne Gelecek’i ne de diğerlerini samimi bulmuyor, pek de rahatsız olacaklarını düşünmüyorum. Yaptıkları geçiştirici ve zorunlu kınamaların ötesine geçmiyor. İçten içe “HDP oylarını nasıl kaparız” tavırlarını yakında hep birlikte göreceğiz.

Geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da, hatta İstanbul’un başına gelene kadar ne değişti, “güzel olan ne” diye araştırıyorum ve inanın; görmemek için bir özel uğraş vermiyorum. Zaten “Her şey çok güzel olacak” olsaydı, bu değerlendirmeyi yapmam mümkün ol(a)mazdı.

Evet, iki yıl önce, “Her şey çok güzel olacak” denerek umut bağlanan seçimlerden sonra “Her şey çok daha berbat” oldu. Sadece İstanbul değil, ülkenin genel durumu daha berbat oldu ve memleketin bu berbat durumdan çıkışına “İmamoğlu’nun başında bulunduğu İstanbul” kesinlikle iyi bir örnek değil.

Kurtuluş; İmamoğullarında, Kılıçdaroğullarında, hele hele Akşenerlerde kesinlikle değil, halkların kendi devrimci öz gücündedir…


Hüseyin Şenol – 22.06.2021

Tags: , , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑